Türkiye'de yerli filmler, yabancı filmlerden daha iyi duyurulmaktadır. Yazılı basında ve televizyonda Türk filmlerine karşı bir destek vardır. Edebiyat, müzik, tiyatro ve resimden esirgenen "destek" Türk sineması söz konusu olunca cömert bir alkışa dönüşmektedir.
Yabancı festivallerde ciddi ödüller almış Türk filmleri vardır. Ama bunun yanında, kimsenin adını duymadığı kasaba festivallerinde, eften püften destek ödülleri alan Türk filmleri, TV ve basında haftalarca süren kampanyalarla, bunu büyük bir başarı gibi sunma becerisini gösterirler. Hangi gazeteyi açsanız dışarda göğsümüzü kabartan Türk filminin aldığı 8-10 ödülü okursunuz.
Sanırsınız ki, Avrupa'da milyonlarca insan bu filmi seyrediyor, gazeteler çarşaf çarşaf övgü yayınlıyor. Oysa film Türkiye dışında, bir tek ticari sinemada gösterilmemiş ve hakkında tek bir yazı bile çıkmamıştır. Türkiye'de bu pazarlama başarısını gösteren sinemacı, halkın sinema salonlarını doldurmasını bekler. Seyirci bulamayınca da gelsin halka sövgüler, batı emperyalizminin şeytanca komploları, sinema sahiplerinin adiliği vs.
Oysa iş o kadar basit ki; İyi film vardır, kötü film vardır. Bütün Türk filmlerini aynı kefeye koyamazsınız. Kimisi seyirci bulur, kimisi bulamaz. (Kaldı ki her seyirci bulan film de iyi film sayılamaz.)
Bir Cumartesi günü sinemaya gitmek isteyen kişiyi, film seçiminde kimse zorlayamaz. Bir tarafta Kurasova'nın son filmi, bir tarafta Balıkçı Kral adlı başyapıt, bir tarafta sinemada Kieslowski... Sonra sen tut, adamı ille de Türk filmine gitmeye zorla!
Neredeyse yabancı filmi tercih eden seyirciyi vatan hainliğiyle, milli duygularının zayıflığıyla suçlayacaklar.
***
Oysa bu kişilerin ellerinde birer iğne ve çuvaldız bulundurmaları gerekir. Yalan yanlış saptamalarla hem kendilerini, hem de kamuoyunu yanıltacaklarına, oturup şu soruyu sormalılar kendi kendilerine: Niye bazı Türk filmleri büyük seyirci topluyor da, bazıları toplayamıyor?
Bir kere bu soru doğru dürüst sorulduktan sonra işin arkası gelir. Avrupa sineması etkisi altında entellektüel film yapma heveslisi arkadaşlar da ayaklarını daha sağlam zeminlere basarlar.
*
Entellektüel sinema yapma yolunu seçmiş olabilirsiniz. Ben de Tarkovski gibi Rus Ortodoks mistisizmini ya da Wenders gibi Alman post modernizmini Türkiye'ye uyarlayacağım diyebilirsiniz. Marjinal olmak sizin seçiminizdir. Parasını veren birisini bulursanız kafanızdaki filmi de yapabilirsiniz.
Ama daha sonra niye kitleler gelip de seyretmiyor diye kızıp köpürmek yanlış. Hem marjinal kalıp, hem de star olmaya çalışmak hoş bir tutku değil.
**:
Türk sinemasının bir tek sorunu vardır: İyi film yapmak! Bu sorun da, bütün ülkelerin sinemalarında aynıdır.
