Hadi doğruyu söyleyin: Sokakta gördüğünüz birçok insandan nefret ediyorsunuz, kazalara neden olan, hepimizin yaşamını cehenneme çeviren ilkel tiplerden mideniz bulanıyor ama “Türk milleti” dendi mi akan sular duruyor. Sanki “Türk milleti”, insanlardan aynı, soyut ve sadece kitaplarda rastlanan bir kavram. Oysa bu insanlar da “Türk Milleti”nin bir bölümü. Çocuk havuzlarındaki mazgal kapaklarını açık bırakan turistik tesisler Türkler’e ait. Talihsiz anne-baba, çocuklarının canını bir Türk turistik tesisine emanet ettikleri için bu onulmaz acıyı yaşadılar. Trafik kazalarında ölen Türkler’i de gene Türk milleti öldürüyor. Geçen yıl, on binden fazla insanımız ölmüş yollarda. Bunları da öldürenler de Türkler, Geçenlerde bir trafik kazasında 50’den fazla kişiyi de gene “Türk milleti’ne mensup şoförler öldürdü. Haliç’i Fransızlar doldurmadı. Marmara’yı İtalyanlar zehirlemedi. İstanbul’u Japonlar çirkinleştirmedi. Bunların hepsini biz yaptık.
Bana öyle geliyor ki, iki yüzlü bir oyunun içindeyiz. Kafamızdaki soyut “Türk milleti” kavramının kutsallığına inanmışız. Ne bir eleştiriye tahammül edebiliyoruz ne de bir hastalık teşhisine. “Türklüğe hakaret” diye bir kavram üretmişiz. Oysa “Türklüğe hakaret” edenler, bu ülkede gördüğü çarpıklıklardan içi yanıp da “Neden böyle oluyor?” diye soranlar değil, bu cehennemi yaratanlar. Eğer trafikteki çarpıklığı, toplum yaşamımızdaki sakatlığı, ekonomik ilişkilerimizdeki ahlaksızlığı ve çevreyi kirletmedeki vurdumduymazlığımızı eleştiremeyeceksek bunlar nasıl düzelecek? Eleştiriden korkan toplumlarda, mutlaka gizlenmesi, saklanması gereken vahim çarpıklıklar var demektir.
Gelin kendimizi eleştirmekten korkmayalım. Trafik ölümlerinde dünya birinciliğini elinde tutan bir halkı, içi boş “Türk milleti” nutuklarıyla kandırmayalım. Çok zor bir dönemden geçiyoruz. İnsan ilişkileri para tuzaklarında parçalanıyor. Milyonlarca Türk’ün, dini imanı para oldu. Karşılıklı saygı ve sevgiyi öğütleyen geleneklerimiz can çekişiyor. Televizyon ekranlarımız ve gazetelerimiz görgüsüz bir kesimin zenginlik gösterileriyle dolu. Bu ülkenin Cumhurbaşkanının önünde dolarlar yerlere saçılıyor. Neredeyse toplu bir çıldırma yaşıyoruz. Eğer bu vurgundan, bu düzenden ve bu kokuşmuş barbarlıktan memnunsanız hiçbir şeyin değişmesini istemiyorsanız, “Büyük Türk Milleti” nutuklarıyla çevreyi kandırır, eleştirenleri de “Vatan haini” ilan edersiniz, olur biter! Ama eğer bu ülkeyi seviyorsanız ve bugünkü durumuna içiniz yanıyorsa, gelin aynaya bakmaktan korkmayalım!
