Bir tuzağı önceden sezerseniz, kurtulma olasılığınız yüksektir. Çünkü tedbir alırsınız. Ama kurulan tuzakları anlamaz, işaretleri görmezden gelir ve gafil avlanırsanız, o tuzağa düşmeniz kaçınılmazdır. Bir ülkedeki eğilimleri analiz etmeye çalışmak ve geleceğe ilişkin tahminler yürütmek bu bakımdan önemlidir. İsabetli tahminler ve doğru analizler birer uyan görevi görürler. Ben Türkiye’nin bugün hızla bir tuzağa yaklaşmakta olduğunu düşünenler arasındayım. Bunun adına “kutuplaşma tuzağı’ da diyebiliriz. Ülkedeki kutuplaşma giderek artıyor ve yurttaş düzeyinde yayılıyor. Bu kutuplaşmanın siyasi ifadeleri net olarak görülemediği için, anlaşılması zorlaşıyor. Çünkü bizdeki siyaset değerlendirmelerinde adet, sadece kişileri ve partileri konuşmak, dolayısıyla buzdağının su üstündeki kesimiyle ilgilenmektir. Karanlık suların altında yüzlerce metre derine giden büyük buz kütleleri yok sayılır. Oysa esas önemli olan da budur. On yıl önce Alman Die Zeit Gazetesi’nin sahibi ve başyazarı Theo Sommers’le buluşmuştuk. Bana Türkiye değerlendirmelerini sormuştu. Ben de üç kutuplu bir Türkiye’ye gittiğimizi söylemiştim. “Din, Kürt hareketi ve Türk milliyetçiliği” kutupları. Okurlarım benim bu tahlili 1993’ten beri tekrarlamakta olduğumu bilir. Aynı görüşü CHP parti meclisinde de anlatmıştım. Ama ‘anlatma’nın ecele faydası olmuyor. Bugünkü manzaraya bakın: Bir tarafta tarikatların kararıyla bakan atayan ve “ılımlı İslam” görüntüsü altında gücünü tarihsel din hareketlerinden alan bir iktidar partisi. Öteki yanda kendisini siyasal düzeyde ifade etmek için çabalarını artıran bir Kürt hareketi. Üçüncü olarak da eski sağcı ve solcuları aynı potada buluşturan ve “ulusalcı” adını almış bulunan milliyetçi hareket. Yani üç kutuplu Türkiye. Şunu da unutmayalım ki kutuplaşmanın olduğu yerde provokatörler ve ajanlar eksik olmaz. Duyguları keskinleşmiş ve bilenmiş olan kitleleri birbirine karşı kışkırtacak adamlar her zaman, her yerde bol miktarda bulunur. Bunun son örneği Mersin’deki bayrak olayıdır. Türkiye’de bayrağın ne kadar kutsal bir simge olduğunu bilen kışkırtıcılar, bu yolla karışıklık çıkarmak istediler. Şimdilik amaçlarına tam olarak ulaşabildikleri söylenemez. Kürt önderlerinin tutumuyla, mesele yumuşadı. Ama bu işin hiçbir garantisi yok. Kutuplaşma bir tuzaktır: Kardeşi kardeşe kırdıracak, komşuyu komşuya düşman edecek, nefret ve öç alma duygularını besleyecek tehlikeli ve kanlı bir tuzak. Türkiye tekin bir ülke değildir. Eğer bu “kutuplaşma” senaryosunun önüne zamanında geçemezsek, kendimizi bir cehennemin içinde buluruz. Bu bakımdan, herkesin elinden geldiğince sağduyu çağrısı yapmasında yarar var. Hiçbir kesim yangına körükle gitmesin.
