Siz de görmüşsünüdür: Bazı insanlar çalıştıkları odanın duvarlarına ya da masalarına özlü, güzel sözler iliştirmek alışkanlığındadır.”Bugün, geride kalan ömrünün ilk günüdür!”, “Tanrım bana mücadele edebileceğim sorunlar için cesaret, başa çıkamayacaklarım için sabır, bu ikisini birbirinden ayırmak için de akıl ver” gibi sözlerdir bunlar.Hayatı formülleştiren reçetelerden fazla hoşlanmam ben. Söz möz de asmam.Ama bugünlerde Spinoza’nın bir sözünü sık sık tekrarlıyor ve her gün hatırlamaya gayret gösteriyorum. Galiba en iyi çare de bu sözü her yere asmak; eve, gazeteye, meclise; hatta seyahatlerde taşıdığım bavulun iç kapağına.Spinoza demiş ki: “Üzülme, öfkelenme, sadece anla!”Ben artık bu formülü uygulamak istiyorum.Çünkü 21. yüzyılın başındaki Türkiye’de kötü niyet ve cehalet kol kola girmiş, kanımıza ekmek doğruyor.Gördüğünüz ve okuduğunuz haberlerin çoğu “Yahu artık bu kadar da olmaz!” diyerek isyan etme noktalarına sürüklüyor sizi.Her şey süratle çürüyor, bileşik kaplar gibi her alanda kalitesizlik kaliteyi kovalıyor.Tersine elek (negatif seleksiyon) Türkiye’nin değişmez kuralı oldu.Dişlerinden kan damlayan kurtlara dönüşmüş profesyoneller cahil bırakılmış, aklı karıştırılmış ve inancıyla, gelenekleriyle oynanmış halk kitlelerini parmaklarının ucunda çeviriyorlar.Hırsızlar namus vaazı veriyor, üçkağıtçılar “ahlâk da ahlâk!” diye bağırıyor.Tabii bu durumda size de durmadan üzülmek ve öfkelenmek düşüyor.En iyisi Spinoza’nın sözünü dinlemek.Üzülmeyi ve öfkelenmeyi bırakıp anlamaya çalışmak.Bu yüzden filozofun sözünü yazıp çalışma odama asacağım ben.Ama bir müşkülüm var dostlar: Spinoza, göz göre göre bir ülke kaybetmenin acısına ne gibi bir merhem öneriyor, onu bulamadım.