Kıbrıs’ta makul, eşitlik esasına dayalı, Kıbrıslı Türkleri ne şimdi ne de gelecekte mağdur etmesi olasılığı bulunan, onurlu bir çözüm arzuladığım ve bu konuda epeyce çaba harcadığım bilinmektedir. Çözümden yanayım çünkü inatla sürdürülen durumun başta Kıbrıslı Türkler ve Türkiye olmak üzere hiç kimseye faydası yok. Kıbrıs meselesi, ilerlemek istediğimiz yola dikilmiş kocaman bir kaya parçası gibi, bizi geleceğimizden ayırıyor. Ulusal amaçlarımıza ulaşmamızı engelliyor. Zaten artık bu statünün devam ettirilmesine de imkân kalmadı. Loizidu uygulaması bunun en açık göstergesi. Sonunda tazminatı ödememiz iç kamuoyuna bir zafer gibi sunulmak istendi ama meseleyi bilenler bu ödemeyi acı bir tebessümle karşıladılar. Türkiye’nin Bayan Loizidu’ya tazminatı faiziyle birlikte ödediği ama bunun diğer davalara emsal oluşturmayacağı öne sürüldü. Böyle bir şeye imkân var mı hiç? Dünyada hangi mahkeme emsal konusunda bir ön siyasi şart altına girmeyi kabul eder. Şimdi bir Rum Kıbrıslı “Ben Loizidu’nun komşusuyum, benim dava dilekçem de tıpatıp aynı” diye dava açarsa AİHM buna “Yoo, siyasi şart var. Senin hakkında karar veremem” mi diyecek. Gelin bir an önce kendimizi kandırmayı bırakalım da işin özüne bakalım. Kıbrıs sorununun en önemli noktası, tarihi. Çünkü Avrupa Birliği kurnazlık yaparak, Türkiye’nin müzakere takvimi alıp almaması kararını 2004 Aralık ayına bıraktı. Kıbrıs’ı ise bundan altı ay önce içine alıyor. Ankara’da bazı çevreler de haklı olarak huzursuz oluyor ve “Acaba Kıbrıs’ta taviz verdikten sonra da bizi almazlar mı?” diye derin kuşkular içine gömülüyor. Ve tam bu sırada AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Gunther Verheugen yangına körükle giden açıklamalar yapıyor. Türkiye’yi neredeyse tehdit ediyor; hem de ağır bir dille yapıyor bunu, yakışıksız kelimeler kullanarak. Böylece Kıbrıs’ta çözüme en ağır darbeyi Gunther Verheugen indiriyor. Çünkü hiçbir ulus, yabancı bir memurun ulusal onurla oynamasına izin vermez. Gerçi Verheugen son konuşmasında orduyla, karar mekanizmalarıyla ve seçimleri tanıyıp tanımamayla ilgili sözlerinin yanlış çevrilmiş olduğunu söyledi; o sözlerin sorumluluğunu üstlenmedi ama şu kritik günlerde sözünü tartarak konuşmasında büyük yarar var. Bu zat, aslında çözümden yana olan beni bile bu kadar kızdırdıysa, Ankara’da ne gibi duygular yarattığını tahmin etmek hiç de güç değil. Verheugen eğer Kıbrıs’ta bir çözüm istiyorsa ya sussun ya da seviyeyi yukarı çeksin. Çünkü çözüme zarar veriyor.