Yolsuzluk denilen şey sadece para çalmakla sınırlı değil. Eğer böyle olsaydı toplumda yaptığı tahribat daha az olabilirdi. Ama yolsuzluk yapabilmek için gerekli ortamı hazırlamak bir ülkenin belini kırıyor. Toplumun derinliklerinde, merhem kâr etmez yaralar açıyor. Ülkenin özünü yok ediyor. Yolsuzluğun ekonomik boyutu elbette çok önemli. Ancak milyar dolarlarla ifade edilebilen soygunlar ekonomimizi dize getirdi, insanımızı yoksullaştırdı. Ama bu bile, öteki tahribat yanında hiç kalıyor. Çünkü zor da olsa çalınan parayı yerine koyabilirsiniz. Büyüme hızını tekrar yakalayıp zenginleşebilirsiniz. Ama bir halkın bozulan ahlâkını ve kültürünü yerine koymanız mümkün değildir. Çünkü bu değerler yüzyıllar içinde oluşur, yeniden yapılanması için de yüzyıllar gerekir. Ayrıca başımız sıkıştığı zaman bize kültür, ahlâk, vicdan ve kalite duygusu gönderecek IMF’ler de mevcut değil dünyada. Yolsuzluk yapanların, hırsızlık yanındaki büyük günahı, hırsızlığa elverişli bir toplum yaratmış olmaları. Öyle bir toplum yapısı olmalıydı ki bu; yapanın yanına kâr kalmasını alkışlamak, dürüstlükten nefret etmeli, cicili bicili pırıltılı sahte dünyaların çekiciliğine kapılmak; kitabı, kültürü, sanatı sıkıcı ve “entel” bulmalı ve bir gün kendisinin de köşeyi döneceği hayaline sımsıkı sarılarak yolsuzluk söylentilerini hoş görmeliydi. Uzun uğraşılar sonunda bu insan tipi yaratıldı. Yolsuzlukları, hırsızlıkları duyduklarında önceleri “İnanmam!” dediler. Sonra “Çalıyor ama hiç olmazsa iş yapıyor kardeşim. Hem yolsuzluk yapsa hem de çalışmasa daha mı iyi!” noktasına geldiler. Sonra “Adam işini biliyor. Vallahi helal olsun!” aşamasına yükseldiler. En sonunda da dürüst insanlara “beceriksiz” damgasını vurdular. Böylece toplum yavaş yavaş zehirlendi. Hırsızlık dürüstlüğe, cehalet bilgiye, kabalık nezakete üstün gelir oldu. Toplum aptallaştırıldı. Sahte ışıltılar dünyası ve yaldızları dökülen ucuz eğlence afyonuyla sanattan, kültürden, düşünceden, yani insanı insan yapan değerlerin tümünden sıyrıldı; açgözlü bireyciliğin hüküm sürdüğü koyu bir cehalet dünyasına gömüldü. Çünkü bir toplumu bu derece cahilleştirmeden, bu derece aptallaştırmadan soymak mümkün değildir. Bilinçli, kavrayışı gelişmiş; dayanışma, merhamet, sorgulama, baş kaldırma gibi insan değerlerini yitirmemiş olan toplumlar herhangi bir adaletsizlik karşısında ayağa kalkar ve “ne oluyor?” diye sorarlar. Dolandırıcıların kahraman haline gelebilmesi için, bu niteliklerden sıyrılmış cahil, kaba ve üçkağıtçılığa özenen kitleler yaratmanız gerekir. İşte vahşi yolsuzluk döneminin bize verdiği en büyük zarar bu.
Not: Genellemeler her zaman tehlikelidir biliyorum. Yukarıda saydığım bozulmalara uğramamış çok sayıda dürüst, saygıdeğer insanın varlığının da farkındayım. Yazılarımdaki eleştiriler onlara yönelik değildir; ama onların bunu zaten bildiğini varsayıyorum. Bu vahşi yolsuzluk dönemi, aptallaştırılmış toplumun acı çektirdiği nitelikli mağdurlar yarattı. Onlan saygıyla selamlıyorum.
