Dünyanın en büyük gösterisi olan EXPO'da yüzden fazla ülke temsil ediliyor. Her ülke kendi imajına yönelik bir çaba içine girmiş ve ortaya insanoğlunun ve uygarlığımızın vardığı en uç noktalar çıkmış.
Ama bir pavyon var ki hiç bir ülkeye ait değil: Vatansızlar Pavyonu.
İspanyollar dünyadaki beş milyon vatansız insanı da düşünmüşler ve onlar için bir pavyon açmışlar. Burada çalışan İspanyol gönüllüler para almadan yapıyorlar işlerini.
Bence bu düşünce bile, EXPO'nun görkemi ve zenginliği kadar güzel.
Demek ki yaratıcılık ve teknoloji bu kadar ileri boyutlara vardığında bile, insanoğlunun dayanışma duygusu kaybolmuyor.
EXPO'da görülenleri kelimelerle anlatmak zor.
Hele akşamları yüzbinlerce insanı kendine çeken öyle çok gösteri var ki.
Göl üzerindeki su, havai fişek, laser ve müzik gösterisi çılgın bir şey. Gösteriyi izlerken, daha önce hiç böyle bir şeye tanık olmadığınızı düşünüyorsunuz.
Böylesine çok gösterinin ve dünyanın en ünlü sanatçılarının yer aldığı EXPO'da, biz de Çarşamba akşamı bir sahnede, çeşitli uluslardan oluşan ikibin beşyüz kişilik bir dinleyicinin karşısındaydık.
El Palenque adlı konser salonu, fuarın en prestijli salonuydu ve burada en iyi saat olan, 23'te sahneye çıktık.
El Palenque'nin tepesi modern bir çadır gibiydi.
Sahneyle seyircileri ayıran su kanalı, üç tarafımızı çevreliyordu.
Çeşitli kuşkularla çıkmıştık sahneye. Bir kez bunca çok ve zengin gösteri arasında, bizim konserimize kaç kişi gelecekti?
İkincisi hiç anlamadıkları bir dilde söylenen şarkılar, seyircinin ilgisini çekecek miydi?
Orkestradaki arkadaşlarla birlikte, koşullar ne olursa olsun ve kaç kişi gelirse gelsin işimizi doğru dürüst yapmaya karar verdik. Sahneye çıkar çıkmaz gördüğümüz kalabalık çok sevindirici ve umut vericiydi. İlk parçalarda alkışlar yoğunlaştı ve "Güneş Topla" adlı parçamızı söylerken, tempo tutmaya dönüştü. Daha sonra kendimizi çok sıcak ve ilgili bir seyirci karşısında bulduk. Özellikle enstrümantal parçalarda büyük bir coşkuya dönüşen bu ilgi bizi ve buradaki Türk yetkililerle, İspanyol çevremizi çok sevindirdi.
İspanyol televizyonunun çektiği bu konser önümüzdeki günlerde yayınlanacak.
Konserden sonra Flamenco'ya gittik.
Jerez bölgesi atlarıyla meşhur olduğu için onların pavyonu sarı bir toprakla kaplıydı ve atlar koşuyordu.
Jerez bir de adını verdiği sherry içkisiyle ünlü.
Bahçede kurulmuş bir sahne önünde bizlere yerel peynirler, sarmısaklı ve kekikli Jerez zeytinleri, hamsiye benzer bir balık ve bekletildiği ağaç fıçının kokusunu almış sherry getirdiler.
Bir süre sonra da Flamenco dansçıları çıktı sahneye.
Akdeniz ana, bütün yumuşaklığıyla kucakladı bizi.
