HÜKÜMETİ muhtıra yemiş, liderleri birbirine kanlı düşman kesilmiş, öldürülen 16 bin yurttaşının katilini bulamamış, sağlık, eğitim, iş, aş sorunlarını çözememiş bir memleket, tıngır mıngır yuvarlanıp gider iken, pireler deve, develer pire yapılır ve kel başlara şimşir taraklar üzerine bol bol ahkam kesilir iken, bakın Kaf dağının ardındaki yecüc mecüc diyarlarında neler olup bitermiş.
HİNDİSTAN'da uçsuz bucaksız hangarlar.
Hangarlarda, enlemesine konmuş sıralarda oturan binlerce insan.
Her birinin önünde bir bilgisayar.
Sabahtan akşama kadar hiç durmadan yazıyor da yazıyorlar.
İşleri güçleri yazmak.
Bununla geçiniyor, medarı maişet motorunu çeviriyor, çoluk çocuk bakıyorlar.
BU insanlar yazar değil!
Gazeteci de değil!
Peki şehir dışındaki hangarlarda sabahtan akşama kadar ne yazıyorlar?
İşleri ne?
HANGARLARDA gördüğünüz binlerce kişi, aslında sekreter.
Düpedüz sekreterlik yapıyor ve on binlerce doktorun, hastalarına tanı koyarken banta kaydettiği konuşmaları bilgisayara geçiriyorlar.
Yaptıkları işin ilginç yönü ise patronlarının yandaki odada değil, Amerika'da olması.
Amerikalı doktorların tanılarını yazıyorlar.
San Francisco'daki doktor, tıbbi bulguları teybe okuyor ve bu bilgi anında Hindistan'a aktarılarak, yazılıma giriyor.
AMERİKA ile Hindistan arasındaki coğrafi uzaklığın hiçbir önemi kalmamış.
Amerikalı doktorlar, Hindistan'daki ucuz iş gücünden yararlanıyor ve pahalı Amerikalı sekreter kullanmak yerine, Hintli sekreterlere iş veriyor.
Kristof Kolomb'un Hindistan'a ulaşmak üzere okyanuslar aşarak bulduğu ve Hindistan sandığı Amerika artık bilgisayar tuşları kadar yakın.
AMERİKALI doktorların hastalarındaki bulguları ve tedavi yöntemlerini, ilginç vakaları bilgisayar arşivine geçirmeleri, dünya çapında bir “tıp belleği” oluşturuyor.
Bu bilgiler Türk doktorlarına da açık, Japon doktorlarına da!
Beytüşşebap'taki hükümet tabibi, karlı yollarda sedyeyle taşınarak getirilmiş köylü kadını muayene ederken, Michigan'daki doktorun aynı durumdaki bir hastayı nasıl tedavi ettiğini bir saniyede bulabilir.
BU bellek, sadece tıp alanıyla sınırlı değil.
Amerika, gelmiş geçmiş bütün mahkeme kararlarını da bilgisayar disketlerinde topladı.
İçtihat arayan avukat ya da yargıç istediği bilgiye, saniyeler içinde ulaşıveriyor.
BİZE ise “Başkent Ankara'daki heyecanlı saatler”i, Mercedes arabaları içinde birbirlerine gidip gelen Türk büyüklerinin gazetecileri azarlamalarını, bu büyüklerimizin, içinde bol bol “fikir ve düşünce”, “siyaset ve politika” sözleri geçen, “şöyle ifade edeyim” diye başlayıp hiçbir şey ifade edemeyen hikmetlerini dinlemek düşüyor.
Gelin de elinizi çenenize atıp “Vay benim köse sakalım!” demeyin.
