Uğur’un havaya düşen bir cemre gibi Türkiye’nin taşına toprağına karışmasının üstünden bir yıl geçti. Türkiye gene o Türkiye… Gene mafya cinayetleri, gene kaçakçılar, gene işkenceler, kapalı kapılar ardında dönen bin bir dolap… Kısacası Uğur’un nefret ettiği ve düzeltmek için ömrünü harcadığı ne varsa yerli yerinde… Ve bunlarla mücadele eden kalem yok artık, Uğur yok. 16. Yüzyılda Anadolu, “Kul olayım kalem tutan ellere” demiş. Biz, 20. Yüzyılda kalem tutan elleri kurban etmenin utancını yaşıyoruz. Uğur’lu günleri, Uğur’suz günlere çeviriyoruz. Ankara’da “Uğur’lar ölmez” diye bağırdı yüz bin kişi. Ne yazık ki Uğur’lar ölüyor, Uğur Mumcu öldü. Ama neredeyse sağlığında yaptığından çok daha fazlasını ölümüyle başardı. Yüz binlerce insanı demokrasi, laiklik ve insan hakları platformunda birleştirdi. Uğur’un cenazesinde yürüyen yüz binler yalnızca solculardan, yalnızca partililerden oluşmuyordu. Orada halk yürüdü. Delikanlılar, askerler, siviller, yaşlılar yürüdü.

1973 yılında Belçika’da yayınlanan bir plağımda, “Vurulduk ey halkım unutma bizi” adlı şiirimi seslendirmiştim. “Hain tuzaklarda, kan uykularda- Vurulduk ey halkım unutma bizi” dizeleriyle başlayan bu şiiri Uğur çok sevmiş ve bir yazısında kullanmıştı. Yıllar geçip de bu şiirin Uğur için bir ağıda dönüşeceğini düşünmemiştim. Bedri Rahmi’nin “Yiğidim aslanım burda yatıyor” şiirini bestelerken de Uğur’un sık sık mırıldandığı bu şarkının, onun ölüm ağıdı olacağını aklımdan bile geçirmemiştim. Ne var ki olmaz şeyler oluyor ve Türkiye kendi evlatlarını, hem de en değerli evlatlarını yiyen bir canavar olmaya devam ediyor.

Uğur, yaşamıyla ve ölümüyle Türk demokrasi tarihinin en önemli simgesi oldu. Bugün bütün demokratlar Uğur’u, pusulalarıyla yön veren bir deniz feneri olarak anıyorlar. Demek ki bir ülkede demokrasi kolay kurulmuyor. Nice bedel ödemek gerek bunun için. Uğur Mumcu’lar bizim için, bizim adımıza bedel ödediler. İnsanlarımız bu yüzden 24 Ocak’ta sokaklara dökülecek ve demokrasi şehitlerini bağırlarına basacaklar.

Bir halk türkümüz der ki: “Bizde adet böyledir/ Güzeli ağlatırlar, çirkini söyletirler” Ne kadar doğru…