Yıllarca önemli bankalarda genel müdürlük yapmış bir dostum, son günlerde sinirli mi sinirli! Her gördüğüne patlıyor, her rastladığına derdini anlatmaya uğraşıyor.Diyor ki: “Yahu kimse durumu görmüyor mu? Batıyoruz. Türkiye maaş ödeyemeyecek hale geliyor!”Bir başka saygıdeğer isim çekiyor önüne bir kağıt, yazıyor:Yıl 1989, Türkiye’nin iç-dış toplam borcu 32 milyar dolar.Yıl 2003, borç toplamımız 250 milyar dolar.Bu da sadece devletin borcu, özel sektör anlaşmaları dahil değil.Gelecek yıl 280, sonra 300. Ya daha sonra?Burada iki soru ortaya çıkıyor: 89’dan 2003’e kadar geçen süre içinde 218 milyar dolar nereye gitti?İkincisi ve daha önemlisi: Türkiye bu borcu nasıl ödeyecek?Uzmanlar ikinci soruya hiçbir cevap veremiyor.Çünkü kimse cevabı bilmiyor. Türkiye’nin derdi sadece borç da değil.Yolsuzluklar ülkenin belini kırmış. Devlette, hükümette, mecliste, dil tarih kurumlarında, sağlıkta, ormanda, turizmde, kültürde gırtlağımıza kadar yolsuzluğa batmışız.Yerel yönetimleri ise saymıyorum. Yazılamayacak kadar çok.Kültürümüz çürüyor, ahlâkımız çürüyor, ekonomimiz batıyor, dünyadan dışlanıyoruz.En büyük kentimizi paramparça edecek bir depreme karşı bile önlem alamıyoruz.Peki ne yapacağız?Bu sarmaldan nasıl kurtulacağız? Kestirme yoldan söyleyeyim: Bugünkü sistemle sorunlan çözme olanağımız yok.Çünkü bu sonucu yaratan ve Türkiye’nin belini büken siyasi sistem, yıllardan beri ayakları baş, başları ayak yapmaktan başka bir işe yaramıyor.İdeolojik, dini, sosyal; herhangi bir nedenle yüzde 20’leri, 30’ları yakalayan siyasi grup, ülkenin başına diktatör kesiliyor ve kaynakları peşkeş çekiyor.Millet Meclisi bir el kaldırıp indirme mekanizmasına dönüşmüş durumda.O zaman ne yapmalı?Bu karanlık tabloyu nasıl değiştirmeli?Bana göre bu işin cevabı çok açık.Hem ulusal, hem de yerel düzeyde iki turlu seçimlere geçilmeli.Biliyorum bu görüşe “Türkiye’deki sağ-sol dengeleri” bakımından itiraz ediliyor ve iki turluda solun hiçbir şansının olmayacağı düşünülüyor.Ama ben buna inanmıyorum.Türkiye, eski Türkiye değil.Önce sandığa gidip adayları eleyelim; sonra da çoğunluk kendi arasında birlik sağlayarak bir aday üzerinde uzlaşsın.Böylece Türkiye’yi ve kentleri, çoğunluğun (yani 50, 60, 70’in) desteğine sahip insanlar yönetsin.Bakanlar milletvekilleri arasından değil, liyakata göre dışarıdan atansınlar.Milletvekilleri de daha çok bölgeleriyle uğraşsınlar.Biliyorum; bunlar hayal gibi geliyor ama göreceksiniz ki hayat bizi bu değişime zorlayacak.Çünkü bu sistem yıllardan beri sadece mutsuzluk üretiyor.Devam edemeyecek. “Tersine elek” dediğim negatif seleksiyonu önlemenin tek yolu bu.Keşke parti ayrımı gözetmeden el ele verilse de bu dönüşüm kolay yoldan gerçekleşse.