Barcelona’dayım. Kitabımın İspanyolca yayını dolayısıyla Edhasa yayın evinin Diagonal caddesindeki binasında gazetecilerle görüşüyorum. El Pais, La Vanguardia, El Periodico, Avut, Diario di Cordoba gibi büyük gazetelerle, radyo ve televizyonların soruları romanla, edebiyatla sanatla başlıyor ve hemen politikaya geliyor. Türk yazarı ve sanatçısı olmanın kaderi bu. Dünyanın neresine giderseniz gidin politik sorulardan kurtulamıyorsunuz. Konuşmalar dönüp dolaşıp aynı noktada düğümleniyor. “Önümüzdeki yıllarda bir Kürdistan kurulur mu?” “Kurulmaz!” diyorum. “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?” “Eminim.” diyorum. “Çünkü Türkiye’de değişik etnik gruplara mensup insanlar yüzyıllardır iç içe yaşıyorlar. Bu uyum kolay kolay bozulmaz. Birbirlerinden kız alıp vermişler. Aileleri mi parçalayacaksınız? Karıyı kocadan, çocuğu anadan mı ayıracaksınız? Böyle bir bölünme mümkün değil.” Sorular birbirini kovalıyor. “Ayrıca” diyorum. “Kürt kökenli kardeşlerimiz de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve ayrı bir devlet kurmak istemiyorlar. Halk bunu istemiyor. Bütün istedikleri saygıdeğer yurttaşlar olarak, bu büyük ülkenin nimetlerinden hep birlikte yararlanmak. Hangi yurttaşımız İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i, Antalya’yı, Akdeniz, Ege, Karadeniz kıyılarını yani 8 bin kilometre sahil şeridini bırakmak ister? Hangi yurttaşımız, çocuğunu ülkenin en iyi okullarına göndermek istemez?”
El Periodico gazetesinden Oscar Mendoza diyor ki: “Türkiye’nin komşularıyla arası çok kötü. Bunu düzeltmek için bir şey yapıyor mu?” “Siz komşu bakımından çok şanslısınız.” diyorum. “Fransa ve Portekiz gibi iki uygar ülke ile komşusunuz. ” Gülüşmeler oluyor. “Bir de bize bakın. Suriye, bütün dünya tarafından terörist ilan edilmiş bir devlet. Irakta’taki Saddam Hüseyin rejimiyle herkesin başı dertte. İran, İslam devrimi ihraç etmek istiyor. Sizin de böyle komşularınız olsaydı acaba ne yapardınız? “
El Pais gazetesi soruyor:” Türkiye’nin gelecekle ilgili planları ne? Hangi yöne gidecek?”” biz iki yüz yılı aşkın bir süredir Avrupa’nın bir parçasıyız” diyorum Atatürk devrimiyle bu irade perçinlendi. Hiç kuşkumuz olmasın bir gün Türkiye’nin gideceği tek yön Avrupa demokrasisi içinde yerini almaktır. Bundan başka bir alternatif yok Türkiye ne bölünür ne kökten dinci olur. Demokrasinin tam olarak işlemesi için engelleri kaldırmaya çalışıyor işte bütün mesele bu!”
Görüşmelerle geçen yorucu bir günün ardından otelime dönerken düşünüyorum da kardeşlikten ve birbirimize sarılmaktan başka çaremiz yok. Etnik köken, ideoloji ve inanç farkı gözetmeksizin el ele verip ülkeyi cennet bahçesine çevirmek elimizde. Bu şansı kaçırmamamız gerekiyor. Devlet, hükümet ve basın durmadan kardeşlik tanımasını işlemeli. Kör dönüşünden nefretten, terörden, içi savaştan kimi bir yarar gelmiş ki…
