Dışişleri’nde önemli görevlerde bulunduktan sonra emekli olmuş bir dostum var. Geçen gün bana söylediği bir söz aklımdan çıkmıyor: “Biz herkesi kendimizden uzaklaştırdık. Şu solcudur, bu Alevi’dir, şu Ermeni’dir, bu Kürt’tür… Sonra devlet olarak bir de baktık ki yanımızda hiç kimse kalmamış, yani tam bir yalnızlık. ” Doğru söze ne denir! Bizim devlet, insan kazanmaya ve ittifak kurduğu cepheyi genişletmeye çalışmaz; tam tersine, kendisine yaklaşmak isteyenleri bile iter, düşman ilan eder. İçine kapanık, kuşkucu, korkular içinde yaşayan bir kurumdur.

Bunun neden böyle olduğunu kestirmek pek zor değil:Parçalanmanın ve yıkılışın anıları henüz çok taze. Uzun yaşayan bir insanın ömrüne bile sığar bütün bunlar, hadi bilemediniz babalarınızın, dedelerinizin hayatıdır. Üç kıtaya yayılmış bir imparatorluğun kaybedilişi ve ülke topraklarının tek tek elden çıkışı, kolektif bilinçaltımızda onulmaz yaralar açmış durumda. Devletin bilinçaltına kazınmış anılar bunlar. Bu yüzden devlet her şeye kuşkuyla, tedirginlikle, bölünme parçalanma korkularıyla yaklaşır. Son elli yılda yaşadığımız trajedilerin çoğunun altında bu korkular var. Soğuk Savaş döneminde soldan korkan devlet, aydınlar üzerinde sürekli bir rendeleme, kesip biçme, yok etme harekâtı uyguluyor. Gazi Mustafa Kemal döneminde, onunla sohbet eden; büyükelçi, milletvekili, bakan olan aydınlar; onun ölümünden sonra hızla “kuşkulu kişi” ilan ediliyor. En şanslı aydınlar hapishanede geçiriyor ömrünü, şanssız olanlar ise genç yaşta mezara gidiyor. Avrupa’daki 68 öğrenci olaylarının etkisiyle sokağa dökülen gençlik, kurşunla karşılaşıyor. “Madem Gazi’nin de belirttiği gibi bir ırk devleti değiliz; niye Osmanlı’daki gibi Yorgo isimli bir valimiz, Kevork adlı bir milletvekilimiz, Memo adlı bir generalimiz yok?” diye soramıyorsunuz. Böyle sorular insanların aklına bile gelmiyor. Eğer temel ilke, “Ne mutlu Türk olana!” değil de “Ne mutlu Türküm diyene” olarak belirlendiyse; ulusal kimliğiyle onur duyan bir Abraham, bir Yanni yaşayamaz mı aramızda? Ben böyle insanlar olduğunu çok iyi biliyorum, hatta bazılarını tanıyorum. Abdülhamid’in, Girit ayaklanmasını çok sert önlemler alarak bastırmak üzere gönderdiği Osmanlı generalinin adını biliyor musunuz: Kara Todori Paşa’ydı.Yani Amerikalıların General Schwarzkopf’u gibi.

Yüksek görevli dostumun söylediği gibi; korkularımız bizi yalnızlığa mahkûm etti ama artık bunu değiştirmenin de vakti geldi bence. Devlet biraz daha uzlaşmacı, biraz daha hoşgörülü olmalı ve dost kazanmaya bakmalı. Çünkü herkese birden düşman olmanın bir sonu yok!