Bir megolomanın yanlışları..” Alain Peyrefitte, Le Figaro Gazetesi’ndeki başyazıda aynen böyle diyordu: “Saddam Hüseyin inanılmaz yanlışlar yaptı. Yeni bir dünya düzeninin kurulmakta oluşunu görememe yanlışı…” Peyrefitte, Saddam Hüseyin’i, doğu ülkelerindeki gelişmeyi fark etmemekle, elindeki sofistike silahları abartıp bunları kullanma zorluklarını göz ardı etmekle suçlanıyor. Yanda, çarşamba gümü bütün batıda esen rüzgarın etkisi seziliyor. İlk gecenin sevinci ve Irak’ın hemen hemen dize getirildiği inancı. Oysa gün geçtikçe Saddam’ın ve Irak’ın daha “ciddiye alınması gerektiği” ortaya çıkıyor. Peyrefitte’in ve batı merkezlerinin acele sevinci yersiz. Çünkü Saddam çok önemli bir mekanizmayı, yaralanmış olan Arap gururunu harekete geçiriyor. Cezayir’de coşkun kalabalıklar, Irak’ta savaşmak için gönüllü yazılıyorlar. “Katil Mitterand, şeytan Bush” çığlıkları İslam dünyasının her köşesinde yükselmeye başladı. Gençler, Batılı tv ekranlarında “Biz ölmeye hazırız” diyorlar. ihtiyar bir Filistinli Kudüs’e bomba atılmasına sevinerek, “Londra’ya, Washington’a Paris’e de atacağız.” diyor. Böyle bir “İslam Birliği” azımsanmaması gereken bir güç oluşturuyor. İnanç temeline dayanan savaşlar en uzun süren, en acımasız ve en sonuçsuz savaşlar olagelmiş. Saddam bilinçle, stratejisini müslümanlarla, hristiyan-yahudi koalisyonunun çatışması esasına kaydırıyor. Aklındani, Vietnam, Afganistan gibi örneklerin geçtiğini tahmin etmek pek de zor değil. UZUN SÜRELİ SAVAŞ… Artık iyice anlaşıldı ki bu savaş birkaç günde ya da birkaç ayda bitecek türden değil. Hava üstünlüğü zaten başından beri kabul edilmiş olan Amerika , er geç kara savaşına girecek. Çölde bir milyon Iraklı askerle baş etmek pek kolay değil. Bir de buna Cezayir, Ürdün, Filistin, Pakistan gönüllülerini ekleyin. Şubat ayında başlayacak olan kum fırtınaları ve marttaki Ramazan da batı koalisyonunun işini kolaylaştırmayacak. Bütün bunlara karşılık İsrail’in savaşa girmesi dengeyi, batı yararına epey bozacak. Çünkü İsrail bölgenin koşullarına göre eğitilmiş ve vurucu gücü çok yüksek bir orduya sahip. BATININ YARATTIĞI CANAVAR… Londra’da bir günde yaşayan Irak muhalefet lideri batılıları, “Saddam” adlı bir canavar yaratmakla suçluyor. “Şimdi de” diyor, “kendi yarattıkları canavarı yok etmeye çalışıyorlar.” Gerçekten de Alman fabrikalarının daha geçen hafta Irak’a kimyasal silah sattığına inanmak zor. Gelişmiş ülkeler İslam hakkında hep yanıldı. Çeşitli biçimlerde kendi yararlarına olacağını düşündükleri diktatörler yarattılar: İşte Humeyni, işte Kaddafi, işte Saddam, işte Hafız Esat. Kimi Amerika’nın, kimi İngilizlerin, kimi Sovyetlerin ve Fransa’nın desteklediği diktatörler. Sonunda bu ülkelerin her birinde cevaplarını aldılar. Artık dünyanın ve bölgenin güvenliğini demokrasiden geçtiğini anlamış olsalar gerek. Bugüne kadar İslam ülkelerinde demokratikleşme yönündeki hareketleri desteklemediler, toplumu geliştirmek için hiçbir çaba göstermediler. Oysa demokratik bir toplumda Saddamların, Humeynilerin, Kaddafilerin çıkıp, ülkeyi aklına estiği gibi yönetmesi mümkün olamazdı. TÜRKİYE ÖRNEĞİ… Bütün bu faktörler göz önüne alınacak olursa, batının Türkiye örneğine dört elle sarılması ve Türkiye’deki demokrasiyi daha da geliştirmek için çaba harcaması gerekiyor. Dünyada İslam ülkelerin tek örnek oluşturacak, modern, laik, demokratik bir Türkiye’nin, Avrupa Topluluğu başta olmak üzere, her Batılı kurumun işine gelmesi gerekir diye düşünüyorum.