Size benzeyen, sizinle aynı biyolojik yasalara tabi olan insan ya da insanlar yaşamınızı ve geleceğinizi belirleme konumunda karşınıza çıkarlar. Ya yargıç olarak otururlar orada, ya öğretmen, ya komutan, ya da amir kimliklerinde. Ve siz, yaşamınızın belli bir noktasında o insanoğlunun kararına bağlarsınız geleceğinizi. Ve bu insanlar da diğer insanlar gibi hata yapar. “Beşer şaşar!” sözünde belirtildiği gibi insanoğlu yanılır. Ama yanılgının bedelini o değil siz ödersiniz.

Bir düşünsenize; tarih boyunca kim bilir kaç milyon insan yanlış kararların, yanlış hükümlerin kurbanı olmuştur. Hangi adli birikim, tarihinde yanlış karar bulunmadığını savunabilir ki? Ortaçağ’da dine karşı geldiği gerekçesiyle engizisyon mahkemelerinde korkunç işkencelerle ölüm cezalarına çarptırılanların tek suçu, tarihin o noktasında, o coğrafi bölgede bulunmalarıdır. Tarih, haketmedikleri cezalara çarptırılan, günahsız yere kurşuna dizilen milyonlarca insanın lanetiyle kararmış bir tarihtir.Bunu onlara hep başka insanlar yapmıştır; kaderlerinin ellerine verildiği başka insanlar.

Bu kadar ağır olmayan ama insanın yaşamını etkileyen başka kararlar da var. Öğretmenlerin verdikleri notlar, kanaatler, bir insanın yaşamını sonuna kadar değiştirme gücüne sahip. Ve bu kararlar her zaman doğru olmuyor ne yazık ki!

20. yüzyıl Amerikan edebiyatının en büyük yazarı William Faulkner, üniversitenin ikinci sınıfından atılmıştı.Hem de hangi ders yüzünden biliyor musunuz? İngilizce. Üniversitede İngilizce hocası olan zat-ı muhterem, Faulkner gibi bir dahinin, dil kurallarını altüst ederek onu yeniden yaratan dehasını fark etmek yerine onun yaptığı kural yanlışlarına takılmış ve William’a kapının yolunu göstermiş. Belki de bu yolla Faulkner’a büyük bir iyilik yapmış oldu ve onun değerli romanlar yazmasına yol açtı ama insan, aslanı çakala kurban eden bu sisteme de hayıflanmaktan geri duramıyor doğrusu.

Nicolai Gogol’un, dünya durdukça yaşayacak müthiş öykülerini bilirsiniz: Kaput, Burun, Fayton filan.İşte bu öyküler Moskova’daki bir edebiyat dergisinin editörü tarafından “bayağı ve değersiz” bulunarak reddedilmiş. Öykülerin yayınlanması ancak bir başka dahinin, Puşkin’in yardımı sayesinde mümkün olabilmiş. Edebiyat, sanat ve kültür alemi her zaman yetki sahibi kakavanlarla dolu olagelmiştir. Çaykovski’yi besteci saymayanlar mı isterseniz, Mozart’ı bayağı bulanlar mı? Neyse ki soylu sanat, kayaları ayıra ayıra kendi yatağını bulan güçlü nehirler gibi ortadan kaybolmamayı başarıyor. Kakavanların yaptığı zulüm de yanlarına kâr kalıyor.

Diyeceksiniz ki “Kendilerine yapılan haksızlığı sanat yoluyla dile getirebilenleri anladık. Ya böyle bir imkanı olmayan insanlar…? “Onlar da tarihin labirentlerinde, uğradıkları haksızlıklara yakına yakına dolaşan solgun hayaller olmaktan kurtulamıyorlar. Bu dünya, böyle zalim bir dünya işte.