Kaç gündür Yargıtay-MİT tartışmalarını ve basına yansıyan gizli telefon kayıtlarını izliyoruz. Belli ki bazı çevreler olayı gündemde tutmaya çalıştıkları için, basına perakende bilgiler sızdırıyorlar. Yargıtay Başkanı ilk günden beri hedefte. Emekliliğine üç ay kala bir hukuk adamı, çok zor günler geçiriyor. Ucu gizli ilişkilere ve devlet sırlarına uzanan bir konuda görüş belirtmek, tartışmanın tarafı olmak çok zor. Çünkü kim kimi ne için kullanıyor, bilmeye imkân yok. Ancak; sıradan bir yurttaş olarak haberleri alt alta koyduğunuz zaman bazı mantıklı sonuçlara ulaşmanız mümkün. Ben de böyle yaptım ve düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istedim: Suçlanan Yargıtay Başkanı’yla ilgili iddiaları hatırlayalım: Önce kendisine villa hediye edildiği söylendi. Böyle bir şey var mı? Yok! Bu evin küçük, ucuz ve harap bir kooperatif evi olduğu ortaya çıktı.Tamir parasını bankadan kredi alarak karşıladığı da belirlendi. Bu durumda Yargıtay Başkanı bu işlerden herhangi bir menfaat temin etmiş mi? Etmemiş! Peki Yargıtay’dan Çakıcı ile ilgili lehte bir karar çıkmış mı? Çıkmamış! Yargıtay Başkanı’nın bu karara müdahale etmek için bir girişimi olmuş mu? Olmamış! Peki bu kişinin suçu ne? Belli değil! Neyle suçlanıyor? Belli değil!T ek yaptığı Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı’nın (ki bu kişi Yargıtay üyesi değildir) araya girmesiyle bazı kişilerle görüşmüş olması. Bence “hakim dikkati” denilen kurala özen gösterip, bu konularla uzaktan yakından ilgi kurmuş kişilerle görüşmese daha iyi yapmış olurdu. Dolayısıyla bu durumu en fazla “ihtiyatsızlık” sözleriyle açıklayabiliriz. Daha ötesine geçmeye vicdan izin vermez.
Şimdi sıra polis romanlarındaki soruya geldi: Bu tartışma kimin işine yarıyor? Yargıtay’ın mı? Hayır! MİT’in mi?Hayır! Ama iki kurumun da yıpranmasından medet uman çevreler şu sıralarda ellerini ovuşturuyor ve bayram ediyorlar. Onların kim olduğunu da herhalde bana sormayacaksınız. Çünkü apaçık belli!
