Ulu bir çınarın köküne her gün bir balta darbesi vurursanız, belirli bir süre sonunda çınarın yıkılması kaçınılmazdır. Bir binayı yıkmak isterseniz onu taşıyan kolanları her gün biraz aşındırmanız yeterli olur. Bina da çınar da kof bir kabuğa dönüştükleri anda yıkılırlar. Bir ülkeyi de onu taşıyan kurum ve kişileri yavaş yavaş yıpratmak yoluyla çökertmek mümkündür. Aynen çınar gibi. Aynen bina gibi. Türkiye Cumhuriyeti şimdi çınarla ve binayla aynı kaderi paylaşmaya doğru götürülüyor. Laik cumhuriyeti taşıyan ana kolonlara her gün sinsi bir saldın düzenleniyor. Kurumlar halkın gözünden düşürülüyor. Atatürk’le ilgili akıl almaz iftiralarla başlıyor iş. Sonra sıra İnönü’ye geliyor. Daha sonra laik üniversite topa tutuluyor. Ve sıra yargıya geliyor. Ne suç işlediği hâlâ belli olmayan Yargıtay Başkanı’nın telefonları dinlenip bunlar ulu orta basına veriliyor. Hatta iş bu dönemle de sınırlı değil. Türkiye’deki laikliğin temelleri sayılması gereken Mevlâna ve Yunus Emre’ye de dil uzatılıyor. Anadolu tasavvufu baltalanmak ve yerine Vahhabi taasubu geçirilmek isteniyor. Yedi yüz yıl sonra Mevlânâ’nın Moğol ajanı olduğu iddiaları ortaya atılıyor. Utanmadan sıkılmadan. Avrupa Birliği’nin istediği demokratikleşme sürecini, laik cumhuriyeti yıpratma ve yıkma manivelası olarak kullanmak isteyenler çıkıyor. Bu sinsi plana topyekûn karşı çıkması gereken aydınlık kesimler ise gaflet içinde birbiriyle kavga ediyor. Sen ben kavgası yapıyor. Türkiye’yi hızlandırılmış bir şeriat trenine bindirmek isteyenler planlı bir şekilde ilerliyorlar. Ama bu trenin de öteki gibi kaza yapması kaçınılmaz! Derviş Vahdeti’ler bir kez daha yenilecek. Bundan hiç kuşkunuz olmasın.
