Herkes kendisine bir soru sormalı: Eğer bu ülkede Yargıtay Başkanı bile kendini koruyamıyorsa, sıradan yurttaşın başına neler gelebilir acaba? Eraslan Özkaya sıradan bir kişi değil. Yargının başında. Normal olarak böyle bir makamın telefonlarını dinlemek, bölük pörçük basında yayınlamak ve gerçekleri çarpıtacak biçimde davranmak hiç de kolay olmamalı. Amerika’da, Fransa’da, Almanya’da en yüksek yargıca böyle şeyler yapabilir misiniz?Yapamazsınız, mümkün değil. Ama Türkiye’de oluyor. Önce mafya ev aldı diyorlar, almadığı ortaya çıkıyor. Tamir masrafları diyorlar; onun da bankadan kredi alarak yapıldığı makbuzlarla ispat ediliyor. Yargıtay Başkanı’nın sanık lehine hiçbir girişimi olmadığı kesinlik kazanınca, bu kez “Mahkûm olduğu bilgisini duyurduğu için Çakıcı kaçtı!” diyorlar. Ama bu kararlar zaten açık; avukatların yüzüne okunuyor; isteyen internet sitesine girip alıyor. O zaman ortada ne suçlama var? Hiçbir şey yok! Ama “yargıda çürüme” iddiaları sürüp gidiyor. Bir an Yargıtay Başkanı’nın da kusurları olduğu iddiasını kabul edelim: Yargıtay Başkanı hata yapmış olsun. Bu durumda bile ilgili kişiyi suçlamanız ve meseleyi yaygınlaştırarak “Yargı lekelendi, yargı çürüdü” iddialarından uzak durmanız gerekmez mi? Kaldı ki böyle bir hata da söz konusu değil .Ama ortada dönen büyük bir dolap var. O da şu: Türkiye’yi kendi istedikleri yönde değiştirmek isteyenler sık sık yargı engeline takılıyorlar. Önce Cumhurbaşkanı çıkıyor karşılarına, sonra Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi yüksek yargı kurumları. Cumhurbaşkanı’nın sırasını bekliyorlar. Öteki kurumları ise yıpratıp, yıldırıp, kamuoyunda küçük düşürerek istedikleri gibi yandaş kurumlar oluşturmak derdindeler. Olup bitenin manası bu. Haklarını da teslim etmek gerekir: Gerçekten ustaca oynuyorlar bu oyunu. Yargının laik özelliğini yok ettikleri gün; Türkiye başka bir Türkiye olacak. Kendilerine laik, demokrat, sol, ilerici, çağdaş gibi isimler takılan insanlar ne yapıyor diye sual edecek olursanız eğer; cevap şu: “İyiler, birbirlerini yemeye devam ediyorlar!”
