ALMAN televizyonunda Türk bayrağının uyuşturucu şırıngasıyla birlikte sergilendiğini görmek bahtsızlığına uğrayan yurttaşlarımız, İtalya'dan gelen başka bir haberle sevinebilir.

Çünkü bu ülkede adı, uyuşturucu çeteleri ve Papa suikastıyla birlikte anılan Türkiye, bir büyük yazarının aldığı edebiyat ödülüyle gündemde.

İtalyan gazeteleri, televizyonları, radyoları, Nonino Edebiyat Ödülü'nü kazanan Yaşar Kemal'den sözediyor.

Ödülün ne kadar önemli olduğunu anlamak için jüriyi oluşturan isimlere bir göz atmak yeter: Jorge Amado, Peter Brook, Ermanno Olmi gibi uluslararası kişiliklerin katıldığı bir jüri bu.

Yaşar Kemal, İtalya'daki ödül töreninde "Türkiye ve roman" başlıklı bir konuşma yapıyor.

Batılılar için yeni bir perspektif: Çünkü yıllardır Türkiye denildiğinde akıllarına uyuşturucu, terör, işkence ve suikastler gelmiş.

Şimdi "Türkiye ve roman" gerçeğiyle karşı karşıyalar.

***

İŞTE böyle!

Kimileri devletin kendilerine emanet ettiği gücü, gayrimeşru kazançlar için kullanarak, ülkesinin adına leke sürer, kimileri de onca baskıya, zulme, hakarete rağmen köşesinde sabırla ördüğü kozayla ülkesini onurlandırır.

Ne yaparsınız ki Türk bayrağının uyuşturucu şırıngasıyla birlikte gösterilmesine neden olanlar hala iktidarda.

Türkiye'yi bir edebiyat ve kültür ülkesi olarak onurlandıranlar ise düşüncelerinden dolayı mahkum.

Yani gerçek tersyüz edilmiş.

Hainler kahraman, kahramanlar hain olarak gösteriliyor.

Başlar ayak, ayaklar baş olmuş.

Devletin adına leke süren suçlular "Türk büyüğü"; bizi biz yapan değerleri yaratanlar ise mahkum.

BEYİN GÜCÜ - KAS GÜCÜ

Toplumların uygarlık derecesi, kültüre verdikleri önemle anlaşılır.

Gelişmiş toplumlarda beyin gücü kas gücünün önündedir.

Toplum ilkelleştikçe tersi ortaya çıkar. Kas ve silah gücü, entellektüel gücün önüne geçer.

Mesela İngilizler için William Shakespeare en önemli ulusal değerdir. Bu büyük yazarla aynı dili paylaşmaktan, aynı toprağın insanı olmaktan onur duyarlar.

Oysa Shakespeare, Zulu kabilesinde doğsa, belki de ağaçlara tırmanıp yiyeceğini temin etmekten aciz bir sakat olarak hakaret görecekti. Baltasını iyi kullanan bir savaşçıyla karşılaştırılmayacaktı bile.

Bunun nedeni, İngiltere'nin beyin gücünü kavrayabilecek düzeye gelmiş olması, ilkel kabilenin ise böyle bir değeri kavrayamamasıydı.

***

NE yazık ki beyin gücü, kas gücü kadar kolay görülmez.

Beynin de aynen kas gibi çalıştırılmaya, geliştirilmeye ihtiyacı olduğunu kavramak zordur.

Bu nedenle, ömrünü metotlu düşünceye ve kültüre adamış bir yazı adamının karşısında, kendi basit mantığını sergileyen herkes, bunu bir "kişisel hak" sayar.

"Onun fikri o, benimki de bu!" diyerek, kendi aklını beğenir.

Oysa aynı kişiye, Naim Süleymanoğlu ile halter kaldırma yarışına girmeyi önerseniz, delirdiğinizi düşünür.

Çünkü Naim Süleymanoğlu'nun güçlü adalelerini ve bunun yarattığı sonuçları görmekte ama bir düşünce ustasının beyin kıvrımlarına gömülü hazineyi farkedememektedir.

Bu yüzden bir değeri takdir edebilmek, ancak belli bir düzeye gelmiş olmakla mümkündür.

Bu düzeyi yakalayamayanların "Canım, Batılılar zaten bize düşman. Yaşar Kemal de Türkiye'yi eleştiriyor. İşte onun için..." safsatasına düşmesi kaçınılmazdır.

Bu durumda bize, elinde silah-tutanlara tapınan, kültür adamlarına ise düşman kesilen bu yurttaşlarımızı seyredip hüzünlenmek kalır.

Ama, Türkiye'de kültür adamlarını bağrına basan milyonların yaşadığını bilmek de yüreğimizi ferahlatır.