1987 kışında, Erzincan'ın Keşiş dağları üstünde karlarla kaplı bir köyde "Yer Demir Gök Bakır" filmini çekiyorduk. Alman teknik ekip, Türk oyuncular ve köylüler tuhaf bir büyüye kapılmış gibiydi. Tipiyle, fırtınayla ve karla kuşatılmış olan köyde bir arada yaşıyorduk.

Bir buçuk ayı aşkın bir süre, bu dünyaya ait olmayan düşler içine sürüklendik. Çekim yapmadığımız gecelerde, kerpiç evlerdeki harlı sobaların başına oturuyor ve çay içerek sonu gelmez sohbetlere dalıyorduk.

Filmin başrollerinde bir ermiş ve onunla mücadele eden bir muhtar vardı.

Dervişi Rutkay Aziz, muhtarı ise Yavuzer Çetinkaya oynuyordu.

Yavuzer, siyah gocuklu, köstek saatli ve "foterli muhtar giysisini o kadar sevmişti ki, film çekmediğimiz zamanlarda da hep o kılıkta dolaşıyordu. Bir süre sonra, silik birisi olan köy muhtarının yerine, gerçek muhtar olarak anılmaya başlandı.

Köylüler her kese ismiyle sesleniyor, Yavuzer'e "Muhtar efendi" diyorlardı.

Derken bir gün, köylülerin "Cem Ayini" yapacaklarını duyduk. Bu geleneksel törene katılmak için izin istedik. Bizi kırmadılar ve sonunda bir gece, kendimizi Cem Ayininde bulduk.

Kadınlar ayrı yere oturtuldu. Halıların üstüne bağdaş kurduk.

Dede curasını kucağına çekti ve gül benk okudu. Daha sonra dualar ve semahlar başladı.

Cem Ayininin bir bölümünde "lokma" yenilecekti. Köylüler güçlerine göre çeşitli yiyecekler getirmişler ve ortaya tepeleme yığmışlardı.

Dede niyaz verene kadar, bu yiyeceklere el sürmek yasaktı.

Semahlar bitti ve Dede niyaz vermeden önce şikayet bölümü başladı. "Özünü dara çekmek" dedikleri bu törende, herkes ya kendinin ya da bir tanıdığının kusurunu, yanlışını söylüyordu. Böylece topluluk o kişiye, suçunun ağırlığına göre ceza veriyordu.

Ufak tefek bir köylü dizleri üstünde ilerledi, ortaya çıktı ve "Dedem" dedi. "Benim muhtardan şikayetim var."

"Anlat oğlum!"

Muhtar kılığıyla oturan Yavuzer şaşırmıştı. Acaba şikayet kendi hakkında mıydı, yoksa gerçek muhtar hakkında mı?

Köylü anlattıkça Yavuzer'i kastettiği ortaya çıktı.

Muhtar, niyaz verilmeden önce küçük bir çörek atmıştı ağzına.

Köylü bunun cezalandırılmasını istiyordu.

Yavuzer in hesap vermek üzere, ortaya gelmesini istediler.

Hepimiz şaşkınlık içindeydik. İşin ne kadarı oyun, ne kadarı ciddi kestiremiyorduk.

Yavuzer dizleri üstünde ortaya geldi ve "Evet yedim." dedi. "Bu adeti bilmiyordum. Cezam neyse razıyım."

Pos bıyıklarının altında gülücükler titreşiyordu.

Dede bir süre düşündü, sonra idam kararı veren bir hakim ifadesiyle kararını açıkladı:

"Bu hatayı basit bir köylü yapsa affederdik." dedi. "Ama koskoca bir muhtarın adetleri bilmemesi mümkün değil. Muhtar bir koyun kesip cemaata yedirecek."

Pınarlıkaya köylülerini "koskoca muhtar" olduğuna inandıran aktör şimdi de bir ölüm oyunu oynuyor ve bizi öldüğüne inandırmak istiyor.

Ama zor be Yavuzer'cim; inan ki bu son rolüne inanmak çok zor.

Seni hep, uzaklarda bir yerde yaşıyor gibi düşüneceğim ve sadece özlemin kanırtacak yüreğimizi.