Hiçbir gelişme tek boyutlu ve tek nedenli değildir. Özellikle toplumsal olaylar, kimi zaman karmakarışık gibi görünen incecik binlerce ağın sarmaladığı bir giz yumağıdır. Bunların ayrıştırılması ve gerçek çözümlemeler yapılması, bilimsel bir titizliği, düşünce namusunu ve her şeyden önce de serinkanlılığı gerektirir. Toplumsal patlamalar genellikle analiz yöntemlerini kullanmaz. Duygusal tepkiler belirtir. Meclis’teki yemin töreni olayları da aynen böyle oldu. Ülke çapındaki bir skandalın baldan tatlı öfkesi kaplayıverdi ortalığı. Hiç kuşkusuz Leyla Zana ve Hatip Dicle yanlış yaptılar. Parlamentoya girmiş olmak gibi müthiş bir avantajı bir gösteri uğruna kurban ettiler. Yıllarca kullanabilecekleri bir enstrümanı kırdılar ve zaten kendilerini dinlemekte olan kitle dışında inandırıcılıklarını yitirdiler. Eğer yaptıkları iş siyasette, ilk günden bu kadar düşman kitlesi yaratmak ve karşı cepheyi genişletmek kimin işine yaradı? Daha önce yazdığım gibi Leyla Zana bir medya yıldızı olmak durumundaydı. “Kürdün gelini” motifine uygun bir sempatiyle neler başarabilir, dilini ve kültürünü nasıl etkili biçimde temsil edebilirdi. bu fırsatı kaçırdı. Ama bu gerçeğin bir yüzü. Şimdi biraz da öteki taraflarına bakalım.

Ne yazık ki demokrasinin merdiveni çok dik ve yüksek. Gerçekten de “ağır ağır çıkabiliyor” bu merdivenden. Sovyetler Birliği’ndeki demokrasinin gelişmesini takdirle izliyor herkes. Ama bir düşünelim: Ülke kurucusu Lenin’in heykelini ayaklar altında görmek, Leningrad adının St. Petersburg olarak değiştirilmesini izlemek, ülkenin her köşesindeki cumhuriyetlerin “ben artık seni tanımıyorum” çığlıklarını duymak, 70 yaşındaki inançlı bir Rus Leninisti için çok mu çok kolay! Korsika Adasının ayrı bil dille, ayrı bir bayrak altında toplanması Fransızları çok mu memnun ediyor. ETA Örgütü cinayetlerine devam ederken İspanyol parlamentosundaki BASK milletvekilleri çok mu siniyor İspanyolların içine? Ya İngiltere parlamentosundaki IRA milletvekilleri? Amerika savaşa girdiği gün başkanlık sarayı önünde savaşı protesto gösterisi yapmak kolay mı? Aynı şeyi Kıbrıs çıkarmasının ilk gününde Çankaya Köşkü önünde düşünebilir misiniz? Demek ki demokrasi sabır, hoşgörü ve dikkat istiyor.

Kendi kendimize şöyle bir soru soralım: Niye bütün gelişmiş ülkeler, etnik sorunlarını terörizmden ayırıyor ve kültürel haklar vererek değişik kültür ve dillere saygı göstererek çözmek istiyor da, az gelişmiş ülkeler “asarım keserim, yok ederim” metoduna başvuruyor? Uygar batı ülkeleri bu yolu bilmiyorlar mı? Yoksa orduları mı güçsüz?

Türkiye’de yıllarca “Kürtçe diyedir dil olmadığı”öne sürüldü. Bu resmi bir görüştü ve mahkemelerde bile kullanıldı. Leyla Zena’nın yemin töreninde söylediği Kürtçe cümle ise kimse tarafından anlaşılamadı. Çevirmenler arandı. Demek ki böyle bir dil var. İşte var olan bir dille “yok” demeyi sürdürdükçe , o dil de kendini duyurmak için her türlü yolu deniyor.

Milletvekili yemini gerçekten tuhaf. Bir kere bozuk ve çapraşık bir Tükçeyle yazılmış. Ayrıca hiçbir demokratik ülkenin yeminindedir ideolojiye bağlılık belirtilmez. Bu yemin daha çağdaş ve akılcı bir metinle değiştirilmelidir. Ama bunun yolu,koşulları yerine getirerek yemini etmek, daha sonra da bir basın toplantısıyla bu yeminin değişmesi için mücadele edileceğini belirtmekti. Leyla Zana böyle yapsa haklı çıkardı.

“Devrim” sözünden korkulduğu için Atatürk İnkilapları deniliyor. milletvekillerinin dörtte üçü bunu “başa bir şeye kaybolma, değişme” anlamında değil ikinci “i” yi incelterek okudular. Bu ise kelpleşme, köpekleşme demek. Devrim kompleksinin nelere yol açtığını görüyor musunuz?

İlk günün heyecanı durulacak. Meclis’te temsil edilen kürt milletvekillerine de alışılacak ve gündelik, açık ve sıradan bir gerçeklik haline gelecekler. Aynen sanatçı milletvekilleri gibi. Ve kendilerini geniş kitlelere beğendirmek için, açık toplum içinde mücadele verecekler. Sorunların tek çözümü, demokrasinin dik merdivenini tırmanmayı sürdürmek. Bıkmadan, sabırla ve inançla.