Bu işte bir yanlışlık var. Gazetelerin birinci sayfalarını kaplayan iki haber birbiriyle çelişiyor. Medya bir yandan sol partilerin perişan olduğunu, silinip gittiğini duyurmakta. Hemen yanında yer alan bir başka haber ise 4 milyon işçinin genel grev provası yaptığını bildiriyor. Herhangi bir toplumda 4 milyon işçi sokaklara dökülüyor ve işçi sınıfının protestosu dalga dalga yükseliyorsa, o toplumun sol partileri de güçleniyor demektir. İşçi sınıfı eylemlerinin yayılması, sol partilerin Şah’a kalktı dönemlerdir. Ne var ki Türkiye’de iki olgu, ters orantılı bir biçimde gelişiyor: Işçi sınıfının eylemleri güçlendikçe sol partiler zayıflıyor. Bu durumun bizi götürdü sonuç şu: Ya işçiler de bir yanlışlık var, ya da sol partiler de.

Bertolt Brecht, halkı eleştirenlerin artması üzerine müthiş bir vurgulama yapmış ve “O halde kendimize yeni bir halk bulalım!” demişti. Türkiye’de de eğer durum böyleyse, sol partilerin ya kendilerine bir çekidüzen vermeleri ya da kendilerine “yeni bir işçi sınıfı bulmalari “gerekiyor. Artık açıkça belli ki üç Sol Parti de giderek yoksullaşan ve düzeni protesto eden kitlelerin özlemlerine cevap vermiyor. İdeolojileri ve çözümleri, kitlelerin talepleriyle örtüşmüyor.

Sol partilerin, işçi sınıfı dalkavukluğu yapması, “Ouvrierisme“ denilen hastalığa yakalanması kötüdür ama bir yandan da toplumdaki modern eğilimleri desteklemek ve bu gelişmeler içinde, çalışan kesimin hakkının yenmesine engel olmak zorundadır. Dolayısıyla bugün bir ideoloji krizi içine yuvarlanmış olan ve toplumun yenilikçi, dinamik kesimlerini temsil edemeyen sol partilerin kendilerini yeniden tanımlamaları gerekiyor. Türkiye’de sol, bugüne kadar “devletçilik” ideolojisini sürdürerek yol aldı. Artık bugün “devletçilik” ideolojisi tutuculuk biçimine dönüşmüştür. Hiçbir Sol Parti, tutucu konuma girerek yükselemez.

Yeni bir sol ideolojinin, çalışan kitlelere anlatması gereken düşünce; “ Dünyanın değiştiği, artık doğu bloku ülkeleri ile yapılan mantık dışı takas alışverişi döneminin sona erdiği ve bu yüzden üretilen her malın maliyet ve kalite hesabının yapılıp, dünyayla rekabet edebilecek düzeye getirilmesi“ gerçeğidir. Bu tutum solu, dünyanın objektif koşullarındaki değişmeleri görmezden gelerek, başını kuma gömmekten ve tutuculuktan kurtarır. Toplumun en ileri dinamikleri ile yeniden ilişki kurmasını sağlar. Sol partilerin asıl fonksiyonu, değişen dünya koşullarında emeği ve çalışan kitleleri ezdiremeyeceği, onların haklarının en bilinçli savunucusu olacağı mesajını iletebilmektedir. Solun görevi, değişen koşullara sırtını dönmek ve dünyanın dönüşünü durdurmak değil, yeni üretim koşullarında emeği en iyi biçimde savunabilmek olmalıdır.