Eğer altı ay önce bu köşede Denktaş’a bir çağrıda bulunsak ve deseydik ki “Sınırı açın. Yeşil hattı bir dostluk hattına dönüştürün. İnsanlar rahatça iki tarafa da gidip gelebilsin!” büyük bir olasılıkla eleştirilirdik. Birileri çıkar ve gizli Rum planlarından söz ederek, bizi suçlardı. Ama şimdi durumu görüyorsunuz: On binlerce insan Kuzey’den Güney’e, Güney’den Kuzey’e gidip geliyor. Alışveriş yapıyor, para harcıyorlar. Şimdi isteyenlerin gece de kalması ve hafta sonunu Kuzey’de geçirebilmesi için hazırlık yapılıyormuş. Bütün bunlar son derece olumlu. Dünya basını bu davranışı övüyor, Rum basını “Denktaş bizi şaşırttı!” diye başlık atıyor. İşte bütün sorunlarımızda takınmamız gereken tavır bu. Çıkarlarımızı koruyacağız diye sertlikten medet ummak, çözümsüzlükte ayak diremek iyi bir yol değil. Zaman zaman barış taarruzu diye bir metodun varlığını da hatırlamak gerekiyor. Yunanistan, Andreas Papandreu zamanında Türkiye’ye düşmanlık siyaseti güdüyor ve içeride durmadan milliyetçiliği körüklüyordu. Bu politika Yunanistan’a çok zarar verdi. Özellikle Avrupa Birliği’nde Yunanistan, uzlaşmaz, milliyetçi bir ülke ve Avrupa’nın şımarık çocuğu olarak tanındı. Daha sonra iktidara gelen Kostas Simitis, bu anlayışı tamamen değiştirdi. Düşmanlığın yerine dostluk politikalarını geçirdi. Ve bildiğiniz gibi kısa bir sürede dünyadaki Yunanistan imajı değişti. Daha büyük mesafeler katettiler, Türkiye ile sürdürdükleri ikili ilişkileri uluslararası platforma taşımayı başardılar. Kısacası, Türkiye ile dostluk politikasından yararlanan, kârlı çıkan taraf Yunanistan oldu. Şimdi sizce Papandreu mu daha milliyetçi, Simitis mi? Yunanistan’ın çıkarlarını hangisi daha çok korudu? Elbette Simitis değil mi? Demek ki bir ülkeye hizmet, sadece milliyetçi söylemlerle, vurdulu kırdılı tehditlerle, düşmanlıklarla olmuyor. Denktaş’ın sınırı açma kararının olumlu yankılarını bir derse dönüştürmemiz gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin bütün sorunlarına uygulanabilecek bir yaklaşım bu. Çünkü biz 19. yüzyıl başından beri birçok sorunumuzu dondurduk. O zaman Kürt sorunu vardı, şimdi de var. O zaman Ermeni sorunu gündemdeydi, şimdi de gündemde. Emin olun, eğer Türkiye Cumhuriyeti yıllar boyunca Kürt yurttaşlarını bağrına basmış, onların dil ve kültür haklarına saygı göstermiş olsaydı ne terör gelişirdi, ne de bu kadar insan ölürdü. Çünkü şiddet girişimlerini bizzat Kürt kökenli yurttaşlar durdururdu. Ermeni konusunda da yeni bir yaklaşım benimsemeliyiz. Bu yeni yaklaşımın Türkiye’nin çıkarlarına karşı olması gerekmez. Tam tersine ülkenin çıkarları ancak böyle korunabilir.