Geçen yılım Eylül ayımda Pekin’deydim. Büyükelçilikte elime geçen bir gazetede kendimle ilgili bir haber okudum. Siyasete girmiştim ve bir partinin İstanbul il başkanı oluyordum. Pekin’de bunlan okumak çok garip geldi. Ankara’dan hem coğrafya hem de kültür olarak o kadar uzakta olmama rağmen, kulislerin ve söylentilerin içindeydim. “Bugünlerde olsa olsa Pekin il başkanı olabilirim.” diyerek işi şakaya vurdum. Aslında böyle şeyler doğaldır. Dünyanın başka köşelerinde de, adı duyulmuş kişiler, kendi yaşamlarındaki bazı gelişmeleri basından öğrenirler. Bunlara bir yenisi daha eklendi: Dün, yeni bir parti kurmak üzere olduğumu öğrendim. Oysa uzun zamandan beri yakınımdaki herkese, sanatçı ve yazar olarak bağımsız yaşamanın erdemlerini sayıp döküyorum. Beni dinleyenlerin siyasete başlaması bir yana, bu işi yapan yakın siyasetçi dostlarım bile neredeyse vazgeçecekler (!) Geçenlerde Theodorakis’le dertleşiyorduk. Bakanlık koltuğunu kendi isteğiyle bıraktıktan sonra ne kadar rahatladığımı anlatıyordu. Herhalde, bakanlık yerine radyo orkestrası şefliğini isteyen tek örnekti ama içi rahattı. Sanatçıları kitleyle kurabildikleri ilişki, siyasetçilerden daha derin ve daha köklü. Bir dönemde meydanları doldurmayı başarabilen bir siyasetçi, ertesi seçimde yapayalnız kalabiliyor ama kitlesiyle iletişimini sürdüren bir sanatçının başıma gelmiyor bu. İktidarlar değişiyor, hükümetler gelip gidiyor ama kitlelerle bütünleşmiş sanatçılar manevi iktidarlarımdan hiç bir zaman aynı kalmıyorlar. Bir kenara Bülend Ulusu, Ferit Melen, Naim Talu gibi başbakan adlarını, bir başka kenara da Yaşar Kemal, Sait Faik, Nazım Hikmet gibi hiç bir mevkii olmayan sanatçıların adlarını yazın, ne demek istediğim iyice ortaya çıkar. Bugün insanlar, İpşir Paşa’yı, Kazasker’i, Hezarpare Ahmet Paşa’yı mı hatırlar yoksa Nedim’i, Baki’yi, Nefi’yi mi?

Bu iş kişisel bakımdan böyle de Türkiye açısından bakıldığında başka gerçekler var: Siyasette yeni bir parti oluşumu, şiddetli bir gereklilik olarak dayatıyor. Böyle girişimlerin ilgi görmesi, büyük yankı yaratması da bundan. İnsanlar, bir zamanlar umut bağladıkları siyasi partilerdeki yolsuzluklan gördükçe yeni, taze, dürüst ve erdemli bir partinin özlemine kapılıyorlar. Aslına bakarsanız Türkiye de İtalya’nın durumunda. Bizde de bıçak kemiğe dayandı ve siyasi gücü elinde tutan insanların yolsuzluk, hırsızlık ve görevi kötüye kullanma haberleri hepimizi derin bir umutsuzluğa sürükledi. Böyle bir ortamda insanlar, “temiz eller” partisi istiyor olabilir. Ama ben siyasetçi değilim. Böyle bir parti mi kurulur, yoksa mevcut partilerden birisi mi bu görevi üstlenir, bilemiyorum.