Türkiye “Kuzey Cephesi” tezkeresini reddetmekle belki Amerika’yı kırdı ama Avrupa’da büyük bir prestij kazandı.Açık söyleyelim: Avrupa’da herkes Türkiye’yi bir “Amerikan ileri karakolu” olarak görüyordu. Tezkere reddedildiği zaman Le Monde gibi saygın gazeteler hem başyazılarında hem de karikatürlerinde Türkiye’yi göklere çıkardılar.İşte şimdi bunun sonuçlan görülüyor: Dikkat ederseniz, son günlerde üst üste gelen sevindirici haberlerin hepsi Avrupa ödülleri.Cannes Film Festivali, Eurovision gibi yarışmalar, politikanın son derece etkin olduğu yerlerdir.Zaten Eurovision gecesi, İngiliz sunucu da bunu kabul etti. Yarışmayı BBC’den izliyordum. Başlangıçta Türkiye ve birçok ülke ile alay eden sunucu, sonuçlar açıklanmaya başladıkça telaşa kapıldı ve İngiltere’nin 0 puandan ileri gidememesi üzerine “Galiba Irak savaşı geri tepiyor!” demek zorunda kaldı.İngiltere’nin 0 puanında bu görüşün etkisi varsa, Türkiye’nin birinciliğinde de olması gerekir.Kısacası Türkiye, tezkere ile esen olumlu rüzgârın meyvelerini Dublin’de, Cannes’da, Riga’da toplamaya başladı.Bunu belirtmek, sanatçılarımızın kişisel yeteneklerini ve başarılarını gölgelemek anlamına gelmez.Çünkü uluslararası ödüllerde rekabet o kadar büyüktür ki sadece konjonktür yetmez. İyi bir yapıtın uygun koşullarda sunulması gibi bir denk gelme söz konusu burada.Eurovision yarışmasında Sertab kadar profesyonel bir yorumcu yoktu.Diğer ülkelerin temsilcileri genellikle amatörlerden oluşuyordu. Türkiye ise sesi ve sahne tecrübesiyle ülkenin en önemli kozlarından birini gönderdi.Bunun da etkisi hemen görüldü.Ayrıca Türkiye bu işe çok asıldı. Türklerin yaşadığı ülkelerde iyi örgütlenen telefon kampanyalarının etkisi hemen görüldü.Bütün bunların ötesinde ortaya çıkan bir gerçek şu ki; kabına sığamayan Türkiye’nin enerjisi artık Batı’da da hissedilmeye başlandı.Eski Türkiye böyle değildi. Belki daha efendi, daha temiz, daha kanaatkar bir ülkeydi ama kendi içine kapanmıştı. Batılılara göre Türkler daha mahcup, daha halim selim insanlardılar. Oryantalistlerin gözünde doğu, sonsuz bir huzur ülkesiydi. Çınarların altında içilen nargileler, fıskiyelerden dökülen suyun şırıltısı, başı yerde ve alçakgönüllü bir müzik.Bir de şimdiki İstanbul’a bakın. Dünyanın belki de en çılgın şehirlerinden birisi.Milyonlarca insanın üst üste yığılmasının, deprem korkusunun, geçim sıkıntısının, tehlikenin ve gelir uçurumlarının yarattığı çarpık ama aynı zamanda da cazip bir enerji var bu şehirde.Bana kalırsa İstanbul bu konuda New York’u bile geçti.İşte Sertab’ın şarkısında ve yorumunda ortaya çıkan enerji buydu: Yeni İstanbul ruhu!Geçmiş yıllarda o sahnelerin en uslu ve en utangaç ulusu olan Türkler, birden en hareketli, en gözü pek, en dinamik unsur haline gelmişlerdi.Ve sahte bir şey yapmıyor, sadece İstanbul gecelerini yansıtıyorlardı.Evet, işin içinde harem, şadırvan, göbek dansı gibi klişeler vardı ama bunlar çılgın denilebilecek modern bir yorumla sahneye taşınıyordu.Son yıllarda Türkiye’de bir şeyler olup bittiğini önce bizler anladık, şimdi dünya da anlamaya başladı.Yeni Türkiye, kıvranıyor, çırpınıyor, kabuk değiştiriyor ve neye mal olursa olsun her alanda başarıyı arıyor.Şarkıda söylendiği gibi “Mümkün olan her yolu” deneyerek..
