Son zamanlarda öyle bir hava yaratıldı ki sanki Türkiye’de arabesk ya da Mozart dışında bir seçenek yok. Ya arabesk dinleyenler kategorisine giriyorsun, yani yerli oluyorsun; ya da Mozart dinleyenler, yani yabancı. Bu sahte sınıflama “yerlilik” tezlerine büyük güç veriyor. Çünkü ötekiler “Müslüman mahallesinde salyangoz satma” durumuna düşüyorlar. İnsanın ana yurdunun, kendi toprağının müziğini dinlemesi, yemeklerini sevmesi ve bir yerlilik üslubu tutturması çok çekici geliyor. Ama burada büyük bir kandırmaca var. Arabesk yaşam biçimi “yerli” değil. Adı üstünde, o da dışarıdan ithal edilmiş ve kente göçle birlikte büyümüş bir bozulma, bir çarpılma biçimi. Dikkat edin; yerlilikten söz edenler hiç Aşık Veysel diyorlar mı? Oysa Aşık Veysel yerlidir, hem de yerliliğin hasıdır. Pir Sultan Abdal da öyledir, Karacaoğlan da, Hisarlı Ahmet de, Çekiç Ali de.Hadi diyelim bunlar görece olarak eski ama “yerlilik” diye tutturanlar Aşık Mahzuni’yi de kastetmiyorlar. Onların yerlilik dediği ve Mozart’a karşı çıkardığı alt kültür, bozulmanın, çarpılmanın, çürümenin tadı. Bunu yapmaya da hakları var ama “yerlilik” maskesi takmadan söylesinler bu tercihlerini. Ben “kitsch” severim desinler. Zaten dünyada da böyle bir akım var. Konu müzikten çok daha derin. Müziği sadece bir gösterge olarak kullanıyorum. Aydınlar “yerli” derken, gerçek “yerliliğe” sahip çıkmıyorlar. Çünkü gerçekten “yerli” olanda müthiş bir zarafet, incelik, birikim ve soyluluk var. Onlar Türkçenin “Sarı çiçek sarvan kurmuş oturur” mertebesine yükselen inceliğini sevmiyorlar. “Dağlar çiçek açar-Veysel dert açar” için de durum aynı. Onlar “Yallah şofer yallah!”ın peşindeler. Ya da “Budur işte adalarda öz hayat” diyen pop tekerlemelerini yerli sayıyorlar. Aynı ikilem giyim kuşamda da kendini gösteriyor. Onlara göre kadınların bin yıldır başına bağladığı tülbent, başörtüsü, yemeni yerlilik değil; varsa yoksa türban. Yani yeni ortaya sürülmüş ve gelenekle ilgisi olmayan bir moda. Anadolu’nun bin yıldır geliştirdiği bağlamayı değil, onun elektro bağlama biçimindeki bozulmuş halini “yerlilik” sayıyorlar. Kısacası “yerlilik” dedikleri zaman bu toprakların kültürüyle, geleneğiyle, varoluş biçimiyle hiç ilgilenmeden, sadece şehre göçün yarattığı çarpılmayı kastediyor ve bunu savunuyorlar. Bundan hoşlanmayanı da “ecnebi” sayma yanlışına düşüyorlar. Oysa yerlilik bu değil.Arabeskin karşılığı da Mozart değil.