TEMMUZ ayı yakın çevremizi fena vurdu.
Turneden döner dönmez birçok dostumuzun acılara gömüldüğünü öğrendim.
Yakın arkadaşlarım Halit ve Ahmet Aydın, çok sevdikleri annelerini yitirmişlerdi.
Milliyet ailesinden Fikret ve Hikmet Bila dostlarımızın babaları da bu dünyanın hay huyundan el etek çekmişti.
Radikal Gazetesi Genel Yayın Müdürü Sevgili Mehmet Yılmaz dostum yitirdiği babasının acısını çekiyordu.
Yine Radikal gazetesinden Hakkı Devrim, annesinin ardından öksüzlüğün yaşı olmadığını vurgulamıştı.
Bizim de elimizden bütün dostlara başsağlığı ve sabır dilemekten başka bir şey gelmiyordu.

GEÇEN hafta yitirdiğimiz bir başka dost Feyyaz Tokar'dı.
Tokar'ın ölümü değişik çevrelerden birçok kişiyi üzüntüye boğdu ve ben bu aziz dostun kaybıyla neler yitirdiğimizi düşünmeye koyuldum.
Feyyaz Tokar neden bu kadar çok sevilmişti ve ölümü neden bu kadar derin bir acı yaratıyordu?
Bilgisi, kültürü, sıcak kişiliği, eşi Berna Hanım'la oluşturdukları dingin tablo bu sevginin nedeni olabilir miydi?
Elbette öyleydi ama Feyyaz Bey'in, bu özelliklere eklenecek başka yanları da vardı:
Dengeli, makul ve ılımlı bir insandı o.
Türkiye'nin bir çılgınlar varyetesine dönüştüğü alım - satım ve ölüm günlerinde, Feyyaz Tokar terbiyesini, sakinliğini bozmayan, aşırılaşmayan bir kişilikti.
Yaşının verdiği bilgeliği (ki ne yazık ki ilerleyen yaş, çoğu kişiye bilgelik kazandırmak yerine daha da hırçınlaştırıyor) müthiş bir zarafetle taşımayı biliyordu.

Elbette hepimiz gibi onun da hayal kırıklıkları, öfkeleri, eleştirileri vardı ama o bunları ilkel bir kriz biçiminde ortaya koymuyor, aklın, sağduyunun, geleneksel terbiyenin süzgecinden geçirerek yumuşatıyordu.

TÜRKİYE'nin Feyyaz Bey tipine gereksinmesi var.
Anlık heyecanlarını, kıskançlıklarını, öfkelerini, politik ve parasal hırslarını bir sırtlan maskesi gibi yüzlerinde taşıyan insanlardan sıkıldık artık.
Bu adamların müstehcen ihtirası içimizi bunaltıyor.
Feyyaz Bey gibi "ifrat ve tefrit"ten kaçınan beyefendiler, hanımefendiler görmek istiyoruz.
Siyasete, basına, ticarete böyle insanlar yön versin diye çırpınıyoruz.

SORUNLARIMIZIN çoğunun kökeninde "ölçüsüzlük" yatıyor.
Bir örnek verelim:
Refah Partisi bu ülkede İslami ahlak ve dünya görüşüne dayanan bir siyasi hareketi yıllarca sürdürebilirdi ve kimse de kılına dokunmazdı.
Eğer "ölçü"yü kaçırmasa ve "kanlı mı tatlı mı" tehditleri, Sincan gösterileri ve Şevki Yılmaz'ın hezeyanları gibi ölçüsüzlüklere göz yummasaydı...
Bu örneği her alana uygulayabilirsiniz.
Giderek ölçüyü kaçıran, geleneksel nezaket kurallarının dışına düşen, hoyrat, kaba, perakende ve terbiyesiz bir toplum oluyoruz.
Yani az damarımız çatlıyor.
Böyle bir ortamda Feyyaz Tokar gibi bir beyefendinin kaybı daha da anlam kazanıyor tabii.
Ve biz onun şahsında yitirdiğimiz değerlere ve sağduyunun, dengenin, inceliğin ölümüne yas tutuyoruz.