Gazetelerde bir haber:
"Kitap Fuarı'nın onur yazarı seçilen Yaşar Kemal için özel bir gece düzenleniyor."
Gazetelerde bir başka haber:
"11'inci İstanbul Kitap Fuarı polis tarafından basıldı. Yayınevi sahipleri gözaltına alındı."
Gazetelerde aynı gün yayınlanan iki haber, bu ülkeye yazık edildiğinin çarpıcı bir belgesi.
Çünkü bir ülke eğer Yaşar Kemaller çıkaracak kültür birikimine sahipse, kitap fuarı basma ilkelliğinden de kurtulmuş olması gerekir.
1992 yılında hala kitap fuarlarının polis tarafından basıldığı bir ülke olmak, Türkiye Cumhuriyeti'nin kimliğine vurulmuş bir utanç damgasıdır. Brüksel toplantısında çağdaş Türkiye'nin Avrupa Topluluğu'na girmeye layık bir ülke olduğunu savunurken, bir yandan da Nazi Almanyası yöntemleriyle kitaplar toplanıyor, yazarlar tutuklanıyor ve şairler hakkında davalar açılıyor.
Dünyanın büyük şehirlerinde kitapçı dükkanlarının vitrinleri Yaşar Kemal'in kitaplarıyla doludur.
Mitterrand'ın "Yüzyılın en büyük on yazarından biri" olarak selamladığı Yaşar Kemal, her alanda adı karalanmış Türkiye'nin neredeyse biricik övünç nedenidir.
Bu sadece bir ün ve propaganda meselesi değildir.
"Barbar ve kültürsüz" olarak tanıtılan ve adı sadece işkence, savaş ve esrar kaçakçılığı haberlerinde geçen bir halkın, derin kültürünü ve ruhunu anlatarak hepimize itibar sağlamıştır.
Bunu yaparken de dünya edebiyatına yepyeni boyutlar kazandırmış ve onu zenginleştirmiştir.
El kapılarındaki boynu bükük halkın övüncüdür Yaşar Kemal.
Türk sanatçıları, bir deniz feneri gibi parıldayan bu yazara göre ayarlamışlardır pusulalarını.
Yaşar Kemal dünyadaki bu başarısını, hayatta kalabilmek için verdiği mücadelelere borçludur.
Onyedi yaşında dal gibi bir delikanlıyken başlayan hapis serüvenleri, bir ömre yayılan sürek avına dönüşmüş ve Yaşar Kemal, yaşamının her döneminde bu barbarlıkla boğuşmuştur.
12 Mart'ta uydurma suçlamalarla, eşi Thilda Kemal'i hapsetmeye kadar uzanan bu faşizm, Yaşar Kemal'i yok etmek istemiştir.
Türkiye'nin en kültürlü ve incelmiş aydınlarından birisi olan Thilda Kemal de eşi Yaşar Kemal ve birçok Türk sanatçısı gibi canını zor kurtarmıştır.
Türkiye'yi yönetenler oturup karar versin:
Yaşar Kemaller'le övünen bir ülke mi olmak istiyorlar?
Kitap fuarlarını basan bir rejim olarak mı devam edecekler?
Çünkü bu bir yol ayrımıdır.
Yaşar Kemal'e Strasbourg Üniversitesi tarafından "Onur Doktorası" verildiğinde telgraf çekip kutlamayı bilen Başbakan Demirel, İstanbul'da aklına esen polisin kitap fuarı basmasına da engel olabilmelidir.
Yoksa bu ayıbın sorumluluğunu taşımak durumunda kalır.
