Kültürü yücelten şehirler zenginleşiyor, parlıyor, daha çok turist çekiyor. Hayat bu şehirlerde daha zevkli hale geliyor. Barcelona bu sözlerimin en önemli kanıtlarından birisi. Yıllardır gider gelirim ve her gelişte şehri biraz daha gelişmiş, biraz daha ışıklanmış bulurum. La Rambla Caddesi’nde dolaşın, limana gidin, Katalonya meydanında turlayın, akşamüstü “tapas” barlarında ufak bir şeyler atıştırın; bu şehrin savaşla yıkılmış, iç savaşla ağır yaralanmış bir yer olduğunu anlamanız olanaksızdır. İnsanlar sakin, neşeli, barışçı… Barcelona’daki ilk toplantımız parlamento binasında. Katalonya Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Barcelona Belediye Başkanı toplantıya katılıp soruları yanıtladılar. Tam bu sırada parlamentonun önünde büyük bir gösteri vardı. Protestocuların çaldıkları davullar, düdükler ve attıkları sloganlar toplantı salonundan duyuluyordu. Bu durum gülüşmelere neden oldu. Ermenistan Milletvekili Koçaryan, söz alarak böyle bir gösterinin Erivan’da parlamento önünde yapılamayacağını, işe polisin karışacağını, göstericilerin dövüleceğim ve hapse atılacağını söyledi. “Demokrasinizin kıymetini bilin” demek istiyordu. Ben bir şey söylemedim, sustum. Konuşmalar daha çok İspanya’da bir bölge dili olan Katalancanın radyo-televizyon yayınlarında, kitap basımında ve eğitimde kullanılışıyla ilgiliydi. Bu durum hemen aklınıza Kürtçeyi ve ana dilde TV yayınını getiriyor ama durum pek kıyaslanacak gibi değil. Çünkü biz daha işin başındayız. Burada ise Katalanlar, Katalanca yaşıyorlar. Olimpiyat oyunlarında kendini dünyaya tanıtan Katalonya şimdi de uluslararası kültür forumu ile büyük bir çıkış yapıyor.