Stefan Zweig’ın Almanya’daki enflasyon dönemiyle ilgili anılarının bir bölümünü dün yayınlamıştım. Kaldığım yerden devam ediyorum: “Bütün değerler değişmişti; hem yalnız maddi olanları değil. Devletin bütün düzenlere alaya alınıyor, hiçbir geleneğe, hiçbir ahlak kuralına saygı beklenmiyordu. Berlin bir Babil kulesi olmaktaydı. Barlar, panayır yerleri, içki evleri , mantar gibi bitiriveriyordu… Çünkü Almanlar sapıklıklarda da, bütün sertliklerini ve sistemciliklerini kullanmaktaydı. Boyanmış delikanlılar Kurfurstendamm kırıta kırıta geziniyorlardı… Hemen her liseli biraz para kazanma peşindeydi. Berlin’de yapılan o iç gıcıklayıcı maskeli balolardakine benzer kendinden geçişlere, eski Roma’da bile rastlanmazdı. Bu balolarda, kadın kılığında yüzlerce erkek ve erkek giysili yüzlerce kadın, polisin hoşgörülü bakışları önünde dans ederdi. Bir tür çılgınlık, paranın şiddetli düşmesi sırasında tam da burjuva değerlerini ve o ana değin en az sarsılmış olanları yakalıyordu. Genç kızlar, cinsel sapıklıkla övünüyordu. O yıllarda bir Berlin okulunda genç bir kızın hala kızlık kuşkusu altında kalması kadar utanç verici şey yoktu. Herkes bir serüven anlatmak hevesindeydi… Paranın hızla düşmesiyle patlak veren alman çılgınlıkları, aslında aşırı bir taklitçiliktendi. Bütün ulusun bu aşırı kızışmışlıktan ve enflasyon ip üstünde her gün yapılan sinir bozucu cambazlıklardan bıktığı her yerde göze çarpıyordu. O karanlık ayları ve yılları yaşamış, yere serilmiş ve canı yanmış olanlar, bunların bir karşılığının, korkunç bir tepkisinin de geleceğini geziyorlardı. Alman ulusunu bu kargaşalığa itmiş olanlar da elde saat “memleket işleri ne kadar kötü giderse bizim işler o kadar parlak olur!” diye gülümsüyorlardı. Bekledikleri saatin çalacağını biliyorlardı. O tarihte hiçbir önemi olmayan Hitler’den çok Ludendorff’un çevresinde bir karşıya ayaklanma açıkçası içilmeye başlamıştı. Apoletlerini sökmüş olan subaylar gizli birliklerde toplanıyor, biriktirdiği beş on kuruşları elden gitmiş küçük burjuvalar yavaş yavaş birleşiyordu; kurulu bir düzen sözü verecek her parolanın arkasından gitmeye hazırdı.
Yeni para birimi… Alman enflasyonunun bittiği günün (1924), tarihte bir dönemeç olması gerekirdi. Bir çan vuruşuyla milyara fırlamış olan Mark’ın tek bir yeni Mark’la değiştirilmesi, bir değer ölçüsü getirmişti. Gerçekten de o bulanık köpük, bütün kiri ve çamuruyla sönüverdi. Barlar, içki evleri ortadan kalktı. Olağan ilişkiler kurulmaya başladı. Herkes kaybını ve kazancını iyice hesaplayabiliyordu. En çok kayıp, geniş yığınların payına düşmüştü. Ama bunun sorumluluğu savaşı çıkaranlara değil, yeni bir düzen kurmanın bütün ağırlığını üzerine alanlara yükletildi. Paranın hızla değerden düşmesi kadar başka hiçbir şey Alman ulusunu böylesine öfkelendirip kinlendirmiş ve Hitler’in kucağına atıvermiş değildir. Bunun sık sık hatırlamalı. Çünkü savaş bütün kanlılığına karşın, arada bir de olsa, çan sesleri ve zafer borularıyla çın çın sevinç şenlikleri armağan eder. İyileşmez bir militarizm hastası olan Alman ulusu arada bir kazanılan zaferlerle onurunun yükseldiği duygusuna kapılır; oysa paranın değerden düşmesiyle alçalmış ve kirletilmiş sayıyordu kendini. “Not: Bölümler Stefan Zweig’ın, Can Yayınlarında Burhan Arpad çevirisiyle çıkan “Dünün Dünyası “kitabından alıntıdır.
