Eskiler “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar.” demişler. Şimdi artık zenginin malını da bıraktık, hepimiz para konuşuyoruz. Ev kadınlarının, emeklilerin, ortaokul çocuklarının bile dilinden, “enflasyon, faiz, döviz, repo, kur” kelimeleri eksik olmuyor. Normal koşullarda yaşayan bir ülkede herkes ekonomi konuşmaz. İş, uzmanlarına bırakılır. Ama biz hepimiz ekonomist kesildik. Gelecek döneme ait döviz kurlarını hesaplıyoruz, faizlerdeki iniş çıkışları kolluyoruz, Borsada’daki kağıtların kaderi bizi kendi kaderimizden daha çok ilgilendiriyor.

Pek de haksız değiliz galiba. Herkes elindeki üç beş kuruşu korumaya çalışıyor. 10 milyon lira tasarrufu olan adam, eğer önlem almazsa gelecek yıl elinde 3 milyon kalacağını biliyor. Enflasyon öyle oynak bir zemin ki durmadan yeni zenginler ve yeni fakirler üretiyor. Bu yüzden ulusça “enflasyon uzmanı” olduk.

Rüşdü Saracoğlu’nun istifası ülkede derin sarsıntılar yarattı. Birçok kişi için bu istifa, bankadaki tasarrufunun geleceğini ilgilendiren bir davranış niteliğinde. Eğer Türk parası pul olur da, döviz yükselirse Türkiye’deki bütün dengeler altüst olacak. Ama hükümet iç borçlar konusunda oldukça rahatlayacak. Birikmiş olan borçların belini büktüğü Çiller Hükümeti, Türk parasının değerini düşürerek borçlarını azaltma yolunu seçebilir. O zaman da seyredin gümbürtüyü!

Paris’i ziyaret eden bir Türk grubu, ünlü buluşma evlerinden birine gitmiş. İçlerinden birisi evin patroniçesi, “Benim bazı özel isteklerim var.” demiş. Ve başlamış kadının kulağına özel isteklerini anlatmaya. Her cümleden sonra kadın “Peki” diyormuş. İstekler ilerledikçe yüzündeki hayret anlatımı artıyormuş, bazen “Oooo!” diye sesler çıkıyormuş ama zor da olsa bunları yerine getirebileceklerini belirtiyormuş. Ama bir istekten sonra dayanamamış, “Defol, adi adam!” diye bağırmaya başlamış. Ve muhafızlarının yardımıyla adamı sille tokat dışarı atmış. Daha sonra durumu merak edenler sormuşlar: “Adamın bütün isteklerine evet dedin. Sonunda ne istedi ki böylesine öfkelendin?” Kadın alı al moru mor “Sormayın” demiş “Özel isteklerini sayıp da en sonunda, bunları Türk lirasıyla ödeyebilir miyim, demez mi. O anda kan beynime sıçarı, dayanamadım işte.”

Ne yazık ki bu fıkra, bir zamanlar “Gavur parasıyla beş kuruş etmez” deyiminin yerleştiği bir ülke için anlatılıyor.